Biz pergel, siz cetvel…

Biz kadınlar… Pergelmişiz. Hayırlı işler için tek ayağımızla dolansak da öbür ayağımızı sağlam şekilde eve basmamız gerekirmiş…
Kadının iktisadî ve ticarî hayata katılması aslî değil, arızîdir… Kapitalist piyasa ekonomisi ise kadını iki ayağıyla evin dışına çıkarıp sömürü nesnesi haline getiriyor. Tüpten çıkan macun gibi bir daha geri dönmüyor; bu ise ailenin ve toplumsal hayatın çözülmesine yol açıyor… İslam tasavvurunda kadın pergel gibidir; sağ ayağı -sabit kadem- evindedir, sol ayağıyla her yere gider, haricî her meşru ve hayırlı maddî, iktisadî, sosyal, sivil faaliyete, hadisteki güzel deyimle Müslümanların hayırlı meclislerine katılır. Ama önce evi ve ailesi!” Ali Bulaç, Zaman gazetesi, 12 Aralık 2011.
Yaklaşık 3 yıl önce yaptığım ve Hürriyet’te yayımlanan röportajda Ali Bulaç şöyle diyordu: “Bu şehrin varoşlarında yaşayan kitleler reform ister, durumlarının düzelmesini ister. Küçük ve orta ölçekli Anadolu tüccarının da liberal politikalara ihtiyacı vardır… Eğer CHP başörtüsü sorununu çözerse üç seçim arka arkaya oy vereceğim. Taahhüt ediyorum. Benim kızlarımın bu başörtüsü sorunu yüzünden ne kadar acı çektiğini siz bilemezsiniz. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın hanımının başörtülü olması benim kızlarımın hayatını kolaylaştırmıyor.”
Hayatı fiili uygulamalarla nispeten kolaylaşan, haklarını savunan, Meclis’e başörtülü vekil sokmak için eylem düzenleyen, yazı yazan, televizyona çıkan başörtülü kadınlar için günleri, ayları kim zorlaştırıyor şimdi, ona bakmak lazım. Örneğin Ali Bulaç, Anadolu tüccarları için liberal demokrasi isterken işgücüne katılan kadınların kapitalist ekonominin sömürüsüne uğrayacağını, hemen ve yine bir kurbana dönüşeceğini düşünüyor. Sağ olsun, koruyup kolluyor.
Bulaç’ın bir süredir bu ve buna benzer yazılar yazmasının sırrını açıklıyorum: Çünkü görüyor ve tedirgin oluyor. O ve onun gibi erkekler. Bu kadınlar konuşuyor, dolaşıyor, lafı yapıştırıyor, yıllardır bizim bir iktidar malzemesi olarak kullandığımız başörtüsü sorununu kendileri anlatmaya başlıyor… Ve eyvah! Bu halin geri dönüşü de yok. “Tüpten çıkan macun gibi…”
Biz kadınlar… Pergelmişiz. Hayırlı işler için tek ayağımızla dolansak da öbür ayağımızı sağlam şekilde eve basmamız gerekirmiş. Evet… Pergel bir de ne yapar biliyor musunuz? Gerektiğinde çap ölçer. Evet… O bakımdan biz kadınlar pergel olabiliriz. Hemen ölçeriz, gelen darbenin açısını, merkezinin çapını. Bu ülkeye dar gelen bir huy olarak, bizde unutmama ve kayda geçme de vardır. Ölçtük mesela sizin ve sizin gibilerin çapını. Ve geçiyoruz kayda.
Tek ayağımız mutlaka evde olacakmış, zaten evden fazla da uzaklaşmayacakmışız. Evimizi, ailemizi boşlamayacakmışız. Sizin bu öğütleriniz ne gerektiği için ne de istediği için çalışan kadını suçluluk duygusuna düşürür. Ne de evinde oturan kadını “Demek ki İslam böyle emrediyor” diye hayata karışmaktan alıkoyar. Geçti o günler.
Evet, biz bir anlamda pergelizdir de, siz de cetvelsiniz yahu. Kafanızdaki dümdüz dünyanın ölçütlerine uygun olabilirsiniz ama gerçek hayatın hiçbir yerinde yoksunuz. İyice korkutmak gibi olmasın da… Biz pergeller olarak neşeyle bu yuvarlak dünyayı arşınlarken sizin gibi cetveller ancak oturup düşünür: Ben hangi devrin ölçü malzemesiyim ki kavrayamıyorum, diye… Hadi selametle.

Ezgi Başaran (Radikal)