Bir Tahakküm Biçimi Olarak Kadın Sünneti

Cinsellik üzerine konuşmanın tabu olduğu toplumlarda kadının cinselliği yaşayamaması, sadece kocasının zevk alması için cinsel ilişkiye girmesi, cinselliğin evlendikten sonra sadece erkeğin istediği gibi gerçekleşebilmesi, kadının doğurganlığının otoriteler tarafından denetlenmesi, dini inançlardan ötürü kadın için cinselliğin ayıp ya da yasak olması gibi bir çok paralele bağlı olarak, kadınların cinselliğinin ve bedeninin erkek egemen kültür içerisinde kontrol altında tutulması, toplumu düzenleyen kuralların başında gelmesi neticesinde gerçekleştirilen en acımasız müdahalelerden biri olan kadın sünnetinden bahsetmek bizim için “farz” olmuştur.

Kadın sünneti, en genel olarak, klitoris ve iç dudaklar uyuşturulmadan bıçak, tıraş bıçağı, keskin cam parçaları ve keskin teneke kenarları ile kesilmesi, ardından kemik çiviler, iğne, hayvan kılları ve deriden elde edilen iplik ile dikilmesi olarak uygulanıyor. Birçok dini metinlerde de rastlanılan ve ismini de “yapılması iyi olan şey” anlamında kullanılan sünnetten alan bu uygulama, tarih boyunca başta cinsel hastalıklar olmak üzere çeşitli cinsel hastalıkların önlenmesi amacıyla yapılmış.
Kadın sünnetinin yaygın olduğu toplumlarda, kadınlar da birbirlerine sünnet olmaları gerektiği üzerine baskı kurmakta, birbirlerine şart koşmaktadır çünkü o organın kesilmesi ile eve bağlılık arasında bir ters orantı kurmuşlardır zira sünnet olmamış kadının erkeğine ve evine bağlı olamayacağını düşünürler. Ayrıca sünnet olmayan kadının elinden diğer bir kadının yemek yemeyeceği gerçeği bu durumun kadınlar arasında daha da içselleştirilmiş olduğunu gösteriyor.
Bu uygulamanın hem dini bir zorunluluk hem de toplumların bir kültür yansıması olarak hala uygulanıyor olması, konuya özellikle erkeklerin değil kadınların müdahil olması, kadın sünnetinin erkek sünneti kadar normal görülmesi bazı ülkelerde yasal olarak yasaklansa da toplumların kadın sünneti geleneğinden kolay kolay vazgeçecekleri pek mümkün gözükmüyor.

Şimdi de Kadın sünnetinin çeşitleri ve uygulanışı hakkında bilgi verelim:

Dört şekilde uygulanmaktadır.
• 1. Tip: Prepusla birlikte klitorisin bir kısmının veya tamamının kesilmesi
• 2. Tip: Klitoris, prepus ve çevredeki küçük ve bir kısım büyük dudakların kesilmesi
• 3. Tip: Klitoris ve prepus ile birlikte küçük ve büyük dudakların neredeyse tümüyle kesilmesi, açık yaranın dış çeperlerinin biraraya getirilerek yaranın tümüyle dikilmesi, sadece idrar ve aybaşı kanamasının akabileceği ve ancak küçük parmak genişliğinde olan bir açıklık bırakılması
• 4. Tip: Bu tür, önceki türlerin hepsini ve vajinanın kesilmesi, yakılması gibi hayal edilebilecek türlü çeşitte vahşeti içerir.
Kadın sünnetinin kadın üzerindeki sonuçları da şöyledir: Cerrahi travma, kanama, ağrı ve kanamaya bağlı şok, enfeksiyon ve doku kaybı, anüsün zarar görmesi, HIV ve diğer virüsler ile birlikte tetanos dahil ölümcül enfeksiyonlar, idrar yapmada ve adet kanının akmasında zorluk, cinsel arzunun azalması, ağrılı cinsel ilişki, cinsel ilişkiye hiç girememe, zor ve ağrılı normal doğum, Ölüm.
Bu konuyla ilgili çeşitli söylemler, iddialar ve araştırmalar bulunmaktadır. Bunlardan biri, 18. ve 20. yüzyılları arasında Avrupa ve Amerika’da kadınların çeşitli hastalıkların kaynağı olduğuna inanılan mastürbasyon yaparak toplumun yapısını bozmaya neden oldukları ve bunun önüne geçilmesi gereği duyulduğu için kadınların sünnet edildiğidir.
Mastürbasyon fobisi ilk olarak Londra’da bir doktorun bunun üzerine kitap yazmasıyla başladı. Daha sonra Amerika’da bu fobinin yayılması ve mastürbasyonun engellenmesi için gerekenlerin yapılması görevi doktorlara verildi. Bu görev de başta erkeklerin olmak üzere kadınların sünnet edilmesi idi.
Ayrıca yine 19. yüzyılda bu kıtalarda epilepsi, histeri ve akıl hastalığı, cinsel hastalıklar, penis ve rahim kanserinin önüne geçmek için kadına sünnet uygulanmaktadır. 1980’li yıllara gelindiğinde inanç, kadın sünnetinin idrar yolu iltihabını en son olarak da AIDS’i önlediğidir. Ancak yapılan araştırmalara göre, sünnetin olmadığı ülkelerde HIV oranı çok düşüktür.

Bir diğeri ise, başlıca dinlerin alimlerinin farklı görüşlere sahip olmasına rağmen kimilerinin farz olduğu kimilerinin tercih edilebilir ancak şart değildir dediği bu müdahalenin her halükarda uygun olduğu fikrine sahip olduklarıdır.

Büyük dinlerden bir diğeri olan Yahudilikte ise otoriteler erkek sünnetini, erkeğin ve partnerinin cinsel zevkini azaltmak için bir yöntem olarak görmüşlerdir. Bu görüşlerini seks-negatif düşünceleri nedeniyle bugün de devam ettirirler.

Philo (ö. 54) sünnetin ilk hedefini şöyle açıklar: “Zevkin kesilmesi zihni hayallere götürür. Bütün zevkler içinde en başta geleni olan erkek ve kadının birleşmesi olduğundan, kanun koyucular şunu düşünmüşlerdir ki, cinsel birleşme organını yaralamak ve sakatlamak hem bu zevki, hem de bunun simgelediği ve kaynağı olduğu diğer bütün diğer zevkleri engeller”.

İslam dininde kadın sünnetinin uygun olduğunu Hz. Muhammed’in bu ifadelerinden de çıkarabiliriz:”Sünnet olmak (hitan), erkekler için bir sünnet (şiar) kadınlar için ise bir değer ve iyilik (mekrume)dir” Medine`de kadın sünnetçisi olarak bilinen Ümmü Atiyye isimli kadına da: “Fazla kesme ki, kadınlar daha çok lezzet alsınlar; kocaların da daha çok hoşuna gitsin” demiştir.

Ancak Maimonides “Nasıl olur da tabiatta yaratıklar dışarıdan düzeltmeyi gerektirecek kadar “eksik” olabilirler” diyerek aslında tüm bu dinsel açıklamaların kişilerin, özellikle de kadınların zevkini engellemek amaçlı olduğunu belirterek bu durumu eleştirir. Ve bir destandan örnek vererek sünnetsizliği savunur: “Sünnetsiz biri ile ilişkiye giren kadın için ondan ayrılmak zordur. Bu, benim inancıma göre, sünnetle ilgili emir için en iyi nedendir. Ve bu emri ilk uygulayan kimdi? İbrahim, günahtan nasıl korktuğu iyi bilinen babamız.”

Ataerkinin çok uzun zamandan beri dünya toplumlarında varlığını sürdürdüğünü düşününce her iki cins tarafından da çok iyi kanıksandığını fark ediyoruz. Ataerkinin yarattığı tahakkümün “eril” olması için erkek tarafından uygulanıyor olmasına gerek yoktur; erkekleşmiş kadın da bizzat eril tahakkümün uygulayıcısı olabilmektedir. Ancak yine kaçınılmaz olarak eril tahakkümün sonucunda açığa çıkan eril şiddete “erkekleşmiş” kadın da, “kadın” da maruz kalmaktadır. Tıpkı vücuduna yapılacak olan müdahalenin-sünnetin- bir zamanlar kendilerine de sorulmadan sünnet edilen kadınlar tarafından uygulanması gibi.