İstanbul Üniversitesi’nde Kadınlardan 8 Mart Açıklaması

8 Mart yaklaşırken, her yerden kadınların sesleri yükselmeye devam ediyor. Bugün(6 Mart Salı günü) İstanbul Üniversitesi’ndeki kadınlar bir araya gelerek bir basın açıklaması gerçekleştirdiler. Kampüs içerisinde başlayan yürüyüşte kadınlar ‘Emeğimize, Bedenimize, Kimliğimize Sahip Çıkıyoruz-Üniversiteli Kadınlar’ yazılı pankartlarıyla ve ‘Tecavüzcü devlet hesap verecek’, ‘Yaşasın kadın dayanışması’, ‘Jin Jiyan Aazadi’, ‘Sokakta, okulda, kadınlar isyanda’ sloganlarıyla Beyazıt Meydanı’na doğru yürüyüşe geçtiler. Beyazıt Meydanı’nda bir basın açıklaması gerçekleştiren kadınlar, açıklamanın ardından halaylarla, horonlarla, türkülerle erkek iktidarlara karşı seslerini yükselttiler.

Bizler de Anarşist Kadınlar olarak eyleme katılıp, kadın üzerinde tahakküm kuran tüm iktidarlara olan isyanımızı haykırdık. Bizler biliyoruz ki kadınlar evde, okulda, sokakta, hayatın her alanında baskı altında ve kadınlar baskının olduğu her alanda isyanda.

Eylemde okunan basın açıklaması;

Basına ve Kamuoyun
Selam olsun 8 Mart’ı Yaratan ve Yaşatanlara!

1857 yılında New York’taki dokuma işçisi kadınlar aynı koşullarda çalıştıkları emeklerinin karşılıklarını erkek işçi arkadaşlarının çok altında aldıklarını ve bunun haklı olmadığını dile getirmek amacıyla başlattıkları ‘eşit işe eşit ücret’ grevleri patron-polis işbirliğiyle yine bu fabrikaya kilitlenip yakılmasıyla çoğunluğu kadın 129 işçi yanarak katledilmişti. O gün kadın direnişi ilk değildi son da olmayacaktı. Tarih boyunca biz kadınlar hep erkek egemen zihniyet tarafından ezildik, geçmişin her döneminde iktidarların egemenliği altında yaşamaya mahkum edildik. 129 işçinin yakılmasının ardından tam 155 yıl geçti ama hala katledilmeye devam ediyoruz.

Bütün 8 Mart’lar değerlerimizi anmak, kadın kimliğine sahip çıkmak elbette ki bizler için önemlidir. Ama geçtiğimiz süreçlerde her şeyin daha sıcak ve yoğun yaşandığı dönemlerden geçiyoruz. Hemen her gün bir kadın cinayeti, tecavüz vakası, tecavüzcüyü/katili koruyan yeni bir kadın cinayeti, polisin katiline terk ettiği kadınların ölümleri önceki yıllara oranla ciddi bir atış gösteriyor.

Kadın kimliğine yönelik saldırılar sokaklarda, evlerde, dışarılarda devam ederken bu sorunu elbette ki üniversitelerimizde de çokça hissediyoruz. Daha geçtiğimiz aylarda Selçuk üniversitesi İlahiyat bölümü başkanı Orhan Çeker’in dekolte giyenlerin tacizi tecavüzü tetiklediği yönündeki açıklamaları, üniversite ortamında da aslında kadına bakış açısını net bir şekilde ortaya koyuyor. Hala çokça dillendirmemize rağmen üniversite yönetmeliklerine taciz, tecavüz olaylarıyla ilgili maddeler eklenmiyor.

Genç kadınların üniversitelerde yaşadığı en büyük sorunlardan biri de bilindiği üzere yurtlar sorunudur. Özellikle AKP iktidarıyla beraber yurtların cemaatleştirilmesi, ucuz fiyatlı yurtları kadınları kendi bünyesine toplamaya çalışmaları, bu yurtlarda kadınların giyiminden okuduğu kitaplara kadar müdahale edilmesi bizlere çok net gösteriyor ki kadınlar yaşadıkları ortamda da kısıtlanmaya otorite altına alınmaya çalışılıyor. Devlet yurtlarında ise durum hiç farklı değil. Her biri namus bekçiliğine soyunan yurt görevlileri her adımımızı izlercesine gizli gözlerle izlemeyi kendilerine görev biçmiş durumda. Bizler biliyoruz ki yurtlara uygulanan parmak izi sistemi hiç de bundan bağımsız değildir. Yine bu yıl yurtlarda yapıla bekaret ilgili soruların olduğu anketleri uygulanması aslında biz kadınlara hangi gözle baktıklarını da aşikar bir şekilde ortaya koyuyor.

Her alanda önü kesilen kadın üniversitede eğitim alanında da önü kesiliyor. Akademi hayatında da görüldüğü üzere bilgi yine erkek egemen zihniyetin iktidarında ilerliyor. Öğretim üyelerindeki sayının neredeyse tamamına yakın bir kısmının erkeklerden oluşması hiç de tesadüfi değildir. Bu erkek egemen bilginin iktidarı, özünde kadınların bu alanlara eğilmemesiyle değil, bu konuda önlerinin kesilmesiyle ilintili bir durumdur. Daha meslek seçimleri yaparken ‘erkek işi-kadın işi’ diye ayrılan mesleki ayrımlar yapılması mühendislik gibi alanların sadece erkeklere özgü olduğu düşüncesi kadınları bu alanda da kısıtlamaktan başka bir şey değildir. Mühendislik alanlarının büyük bir bölümünü oluşturulan erkek öğrencilerle, yine bu alanlarda savaş ve silah sanayisine yönelik AR-GE çalışmalarının ağırlıklı olarak yapılması, üniversitelerin erk’lerin savaşında bir araştırma sahası olduğunu da kanıtlamaktadır.

Bütün bu taciz, tecavüz, şiddet olaylarının yanı sıra ülke gündeminde çokça yer alan ve KCK operasyonları adı altında birçok öğrencinin, siyasetçinin, gazetecinin tutuklandığı muhalif olan her kesime yapılan bir saldırı söz konusu. Eğitim sistemini eleştirdiği için, anadilde eğitim istediği için, harçları protesto ettiği için birçok öğrenci kadın arkadaşımızda bir bir hapishaneye gönderiliyor. Dün Dolmabahçe’de polis copuyla bir kadın arkadaşımız bebeğini kaybederken bugün muhalif bir röportaj yaptı diye Şeyma Özkan arkadaşımız aylardır hapishanede tutuluyor.

Taciz, tecavüz, şiddet, tutuklama terörüne üniversitedeki birçok kadın arkadaşımız da katmerli olarak maruz kalıyor. Bizler sesimizi çıkarmadıkça saldıran devlet çıkarmadığımız sürece de saldırmaya devam edecektir. Ve bizler yine çok iyi biliyoruz ki bu sorunların sorumlusu sadece erkek değil bu düzeni yıllardan beri sürdüren kadını yok sayan sistem, kadını tecavüzcüsüne teslim eden devlet, kadın emeğini ucuz emek sayan kapitalizmdir. Kadına yönelik saldırıların zirveye tırmandığı şu günlerde kadın kimliğine sahip çıkmak, insanlık onuruna sahip çıkmak, bedenimize-kimliğimize-emeğimize vurulan her darbeyi yine aynı kadınlık bilinciyle savunabilmek için bugün yine alanlardayız ve olmaya da devam edeceğiz.