Her Gün Bizimdir : (8 Mart) Bakırköy Cezaevi Önünde Kadın Tutsaklarla Dayanışma

Bugün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, Anarşist Kadınlar olarak Bakırköy Cezaevi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdik. ‘Özgürlük’ yazılı pankartımızla, kara-mor balonlarımızla cezaevi önüne giderek, özgürlük mücadelesi verdikleri için tutsak edilen kadın arkadaşlarımızın, bugün de yalnız olmadıklarını bir kez daha haykırdık. Yalınayak gerçekleştirdiğimiz eylemde attığmız ‘İçerde, dışarda hücreleri parçala’, ‘Jin, jiyan, azadi’, ‘Özgürlük tutsak alınamaz’ sloganlarıyla, özgürlük şiarımızı bir kez yükselttik.
Basın açıklamasının ardından, kara-mor balonlarımızı gökyüzüne bırakarak eylemimizi sonlandırdık.

Eylemde okunan basın metni;

Basına ve kamuoyuna;
Bugün Özgürlük için direnen kadınların, küçük bedenleri büyük yürekleriyle direnen özgür çocukların yanındayız. Şu anda tutuklu bulunan tüm siyasi tutsaklarla dayanışmak için, bir kez daha özgürlük için buradayız.
Bugün 8 Mart dünya kadınlar günü ve her yıl olduğu gibi dünyanın farklı yerlerinde yaşayan tüm kadınlar bugünü kutlamak için bir araya gelecekler. ‘Devlet’ ve erkek egemen sistem ise bugünü direnerek kazanan kadınları kapatarak ve bu kazanımın anlamını görünmez kılarak sunuyor bizlere. Ancak bizler bugünlerimiz için, ekmek, barış ve adalet için, özgürlük için mücadele edenlerin mirasını taşıyoruz. Bugünü devletin anladığı, konuştuğu dilden değil; özgürlük için tutsak düşenlerin dilinden konuşuyor ve anlıyoruz.
İçinde yaşadığımız bu koca hapishanenin mücadeleden yılmayan suçluları olarak mahpustan kurtulacağımız günü değil; kendinden olmayanı, kendine tehdit oluşturanı suçlu sayıp, kapatan, şiddet ve işkenceyle terbiye etmeye çalışan, gözdağıyla korku yaratan devletin yıkılacağı günü kutlamak için gün saymaktayız ve ancak o günü kutlarız. Kurtarılmak içinse beklemeyeceğiz. Özgürlüğümüzü bugünden elimize alacağız. Nerde olursak olalım; içeride ya da dışarıda her gün Özgürleşeceğiz. Çünkü biliyoruz ki; özgürlük devletten asla talep edilemez, özgürlük mücadele ederek kazanılır.
Biz özgürlüğümüz için mücadele ederken devlet ise boş durmuyor. Bizleri gözaltına alıyor, tutukluyor. “Suçlu” ilan ediyor. Bizler toplumun itilmişleri, ötelenmişleri, yalıtılmışları, azılı suçluları ‘teröristleri’ oluyoruz. Bunun adına ise, ıslah edilmek deniyor. Ömrümüzün bir dönemi için rakamlar biçiyor. Hayallerimizi ertelemeye, yok saymaya çalışıyor. Ama biliyoruz ki; ne özgürlük ne de hayallerimiz tutsak edilemez, hele ki kadın ruhu asla tutsak edilemez. Devlet hayatlarımızı mücadeleye adamış biz kadınların arasına duvarlar örmeye çalışsa da görüyorsunuz ki başaramıyor. Bizler bugün de yine bir arada, el eleyiz. Bugün de yine hep birlikte haykırıyoruz özgürlük şiarımızı. Bugün de yine yüreklerimiz aynı anda çarpıyor.
Peki devletin kanlı tarihini, bu topraklarda yaşanmış ve yaşanmakta olan katliamların, soykırımların, yakılan köylerin, kaybedilen insanların, sayısız işkencenin hesabını kim verecek. Peki bu topraklardaki cezaevlerinde ki sayısız işkencenin, faili meçhul ölümlerin, sakat bırakılmışların, hastalanarak ölüme terk edilmişlerin, hayata dönüş adıyla yapılan infazların hesabını kim verecek? KCK adı altında bir halkın iradesine ve özgürlüğüne yönelik tutuklamaların, sadece insanca yaşamak için öldürülen milyonlarcasının hesabını kim verecek? Pozantı cezaevindeki çocuk tutsakların taciz ve tecavüzle istismara uğramasının hesabını kim verecek?
Kimseler vermedi, kimseler de vermeyecek.
Bizler öncelikle akıllarımızdaki, hayallerimizdeki ve özgürlüğümüz için gerekli sandığımız devleti, özgürlük önünde yegâne engel olan devleti, yaşattığın ve yaşattığımız devleti yok etmeliyiz. İşte böylece özgürleşeceğiz.