Kadınlar İçin Devlet Düşman- Zeynep Tan

10 gün önce gözaltına alındı Rojbin Çetin. Devletin evine yaptığı baskınla, baskına getirilen köpeğin saldırısıyla, işkenceyle… Rojbin’in gözaltı süresinin 4 gün daha uzatıldığını öğrendik 2 gün önce. Devlet kadına yönelik şiddeti, tacizi, işkenceyi yaşamın rutini haline getirmeye çalışırken devlete inat “Rojbin’in yanındayız” demenin ihtiyacını duyuyoruz. Çünkü kadınlar sokakta, iş yerinde, evde kısacası yaşamın her alanında şiddete maruz kalırken bizler susmamayı, itaat etmemeyi seçiyoruz. Devletin gözaltında uyguladığı çıplak aramaya, cinsel şiddete ve işkenceye inat yılmıyoruz, yan yana olmaktan vazgeçmiyoruz. Çünkü biliyoruz, sessizlik sadece işkenceyi ve tacizi büyütecektir.

Devletin düşmanlığının güncel bir yansıması oldu Rojbin’in yaşadıkları. Halkların yüz yıllardır yaşadıkları toprakları işgalle kana bulayan devlet, kadınların bedenlerinde de sürdürdü işgalini. Nasıl ki yıkmaya çalıştı evlerimizi, öyle lime lime etmeye çalıştı bedenlerimizi. Ortadoğu’da, Bosna’da, Almanya’da ve nice coğrafyalarda yaşandı bu savaş. Halkların düşmanı devletler, cinsel işkenceleriyle kadınların iki kez düşmanı oldu.

Tarih boyunca devletlerin olduğu her yerde savaşı ve yıkımı görebiliriz. Ve elbette bu savaşlarda yine en çok kadınların bedeninin sömürüldüğünü; işkenceleri ve tecavüzleri…

Nazi askerleri örneğin, Yahudi kadınları ya da engelli kadınları türlü işkencelerle katletmişti. Gettolarda ve toplama kamplarında kadınlar tecavüze uğramış, ağır işlerde çalıştırılmıştı ve hatta insan deneylerinde kobay olarak kullanılmıştı. Nazi askerlerinin tecavüzlerinin ardından hala “iş görebilir” diye sınıflandırılan kadınlar Polonya’ya ve Sovyet Rusya’ya sürgüne gönderilmişti. Tecavüze uğrayıp sürgün edilen kadınlara yönelik saldırılar “ırk uzmanları” tarafından da bir devlet politikası olarak sürdürülüyordu. Hamile olan kadınlar “ırk uzmanları” tarafından muayene ediliyor, çocukları “Almanlaştırılabilecek” olan kadınların doğum yapmasına “izin” veriliyordu. Çocukları “Almanlaştırılamayacak” kadınlara ise zorla kürtaj yapılıyordu. Kadınlara yönelik tecavüz, sistematik bir şekilde sürekli hale getirilmişti.

Kadınlara yönelik tecavüz ve katliamlar savaşın tek tarafının izlediği bir politika da değildi. Devletlerin savaşında her cephede hedefti kadınlar. Sovyet askerleri 1945 ve 1955 yılları arasında milyonlarca Alman kadına sistematik bir şekilde tecavüz etmişti. Almanya’da tecavüzlerle bağlantılı kadın ölümlerinin toplamda 240.000 olduğu tahmin edilir ve bu, “tarihteki en büyük kitlesel tecavüz” olarak bilinir. Gündeme gelen bu tecavüzlere dair Stalin ise “Binlerce kilometre öteden, kan ve ateşten geçerek gelen askerlerin kadınlarla biraz eğlenmesinin önemsenmemesi gerektiğini” söylemişti. 

1992 yılında başlayan Bosna Savaşı sırasında örneğin, Sırp askerleri tecavüz ve yağmalarla ilerlemişti. Bu askerler özellikle hedef aldıkları Müslüman kadınlar ve azınlık halklardan kadınlara yönelik kitlesel tecavüzler gerçekleştirmişti. Esir toplama kamplarında toplanan kadınların birçoğu da seks kölesi olmaya zorlanmıştı. 

Devletlerin kadın bedenine yönelik savaşlarının örneklerini uzak coğrafyalarda aramamıza da gerek yok. Yaşadığımız coğrafyada da 19-26 Aralık tarihinde devlet destekli çeteler Maraş Katliamı’nı gerçekleştirdi. Maraş’ta cihat çağrıları yapılırken alevi kadınlardan savaş ganimeti olarak bahsedilmişti. Bu katliamda katledilen 111 kişinin 17’si kadındı ve onlarca kadın tacize, tecavüze uğramıştı. Bu katliamın ardından hafızalarımıza en çok kazınanlar ise 8 aylık hamile olan Esma Suna ve gözleri görmeyen 80 yaşındaki Cennet Çimen’di. Esma Suna karnındaki bebeğiyle ağır işkencelere maruz bırakılarak sokak ortasında katledilmişti. Cennet Çimen ise saldırganlar tarafından “Gel, seni kurtaracağız.” sözleriyle kandırılıp önce gözleri oyulmuş ardından bir tuvalete kapatılıp vahşice katledilmişti.

Benzer örnekleri çok geçmiş tarihlerde aramamıza da gerek yok. Daha 2014 yılında IŞİD Ezidilerin yaşadığı Şengal bölgesinde toplu bir katliam gerçekleştirmişti. Savaş bu coğrafyada da yüzlerce can alıp kadınlara işkence, taciz, tecavüz ve zulüm getirmişti. Yüzlerce Ezidi kadın esir alınıp köle pazarlarında satılmış ve sistematik bir şekilde şiddete, tacize ve tecavüze maruz kalmıştı. 

2015 yılında Varto’da bir kadın gerilla öldürülmüştü, ismi Ekin Van… Devletin askerine öldürmek yetmediğinden cansız bedenine işkence edilmişti. Çırılçıplak soyulmuş, yerlerde sürüklenmiş ve çekilen fotoğrafları paylaşılmıştı. Devletlerin direnişi kuşanan kadınlara yönelik stratejisi daima böyleydi. “Devlet düşmanını cezalandırdı”yla meşrulaştırmaya çalışmıştı kimileri bu yaşatılanları. Yine aynı yıl içinde Silopi’deki sokağa çıkma yasakları sırasında 70 yaşındaki Taybet İnan keskin nişancılar tarafından evinin önünde vurularak katledilmiş ve cenazesi tam 7 gün sokak ortasında kalmıştı. Beyaz bayrak açıp bedenini almaya giden herkese devlet ateş açmıştı. Onun sokak ortasında 7 gün yatan bedeni, yaşadığımız topraklarda devletin kadın bedeninin ölüsüne dahi reva gördüklerini bir kez daha gözler önüne sermişti.

Kadın bedeni üzerinden verilir tüm savaşlar… Tüm coğrafyalarda yüzyıllar önce de bugün de gördüğümüz gibi devletin adının önemi yoktur; devlet devlettir. Devlet katliamdır, tecavüzdür. Dün Ekin Van ve daha nice örneğin ardından bugün Rojbin Çetin’e evinde taciz edildi, işkence yapıldı. Yarın bunları hiçbir kadın yaşamasın diye mücadeleye sarılmaktan başka çaremiz yok! 

Devletle Uzlaşmayacağız, Asla İtaat Etmeyeceğiz

Devlet soykırımlarla yok edemediği gibi halkları, cinskırımlarla da yok edemez biz kadınları, mücadelemizi. Düşmanlığını gözaltında işkencelerle, savaşta toplu tecavüzlerle sergileyen devlet, erkektir ve kadınların düşmanıdır. 

Kadınların türlü işkencelere, tacizlere maruz kalmasına sebep olan devletle asla uzlaşmayacağız. Devletin teşvik ettiği erkeklerin tacizi, tecavüzü, şiddeti karşısında asla susmayacağız. Uzlaşmamızı ve susmamızı isteyen devlete asla itaat etmeyeceğiz!