Özgürlüğü Yaratmaya 5 Mart’ta Sokaklara

ÖZGÜRLÜĞÜ YARATMAYA; SOKAKLARA!

Biz kadınlar, dünyanın neresinde olursak olalım, doğduğumuz andan itibaren “sadece kadın olduğumuz için” yok sayılan, aşağılanan, ötelenenleriz. Bizi kadın olmamızdan dolayı ezen ataerkiye karşı; Var olabilmek için kadın kadına dayanışmaya sarılmalıyız!
Her sınıftan ve her kültürden erkeğin tacizine, tecavüzüne, şiddetine maruz kalanlarız; vahşice katledilerek yaşamı çalınanlarız. Yaşamak için örgütlenmeliyiz!

Bugün içinde bulunduğumuz OHAL sürecinde de, devletin muhafazakarlık politikalarının hedefi olarak her gün daha fazla baskılananlarız. “Sadece adaletsizliklere boyun eğmediği için” gözaltına alınan, işkenceye maruz bırakılan, tutsaklaştırılanlarız. Her koşulda, her halde direnmeliyiz!

Devletin seçim zamanlarında yaşamın diğer tüm alanlarındaki gibi yok sayılmamıza rağmen, “politik bir özne” olduğu hatırlatılan ve oy istenenleriz. Yine bir referandum sürecinde, yine sunulan seçeneklerden birini seçmenin hayat memat meselesi olduğunun söylendiği günlerdeyiz. Ancak biz kadınlar biliyoruz; tek bir seçeneğimiz yok. Bize “tek bir seçenek vardır” diyenlere, diyeceğimiz çok! Biz kadınlar biliyoruz ki; kadının ezilmişliği, bir referandumluk süreçle bitmeyecek. Sandıktan çıkan sonuç ne olursa olsun; erkek egemenliği sürdükçe kadının ezilmesi de sürecek. Her alanın erkekleştiği, her mekanizmanın erkek olduğu, mekanizmanın her parçasının kadın düşmanı olduğu sistemde, kadın var olamayacak. Özgürlük sandıklara sıkıştırılamaz, öz gücümüzle mücadeleyle özgürleşiyoruz!

Bütün bu baskı, saldırı ve katliamlara karşı bir çözüm yolumuz var; o da mücadele etmek. Yaşamlarımızı savunmak için, sokaklara çıkıp eylemeliyiz. Özgürlüğü yaratmalıyız!
Özgürlüğü; kendi irademizle, öz gücümüzle ve örgütlülüğümüzle yaratmalıyız. Bütün kadınları 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Mitingi için, 5 Mart Pazar günü sokaklara, meydanlara çağırıyoruz.

Haydi kadınlar özgürlüğü yaratmaya, sokaklara!

Yaşasın 8 Mart!
Yaşasın Özgürlük!

5 Mart Pazar
Saat: 12:00
Buluşma Yeri: Dikilitaş anka
Bakırköy Özgürlük Meydanı

Our Freedom Is In Our Struggle

ref-engIn women’s freedom struggle, discussion of “right to vote” goes back to 19th century, the time when “right to vote” campaigns were at their peak. Although “universal right to vote” has been imposed as a political reality from the time it was put in effect along with the West type of “liberal democracies” existing in many parts of the world; it is a subject of an ongoing discussion for us, women, who have been witnessing that liberal democracies have not brought about any kind of “freedom” and who are sure that it will never do.

When “right to vote” is presented on the basis of equality of woman and man, it will trap woman into a big delusion. Like many other subjects that liberal democracy puts under the scope of rights and freedoms, it presents a fait accompli, avoiding in depth discussion of theoretical and practical aspects of the subject, and an evaluation of the implementations with regards to the individuals who will exercise these “rights and freedoms”. This feature of liberal democracy is related to its state structure which will not let questioning of the political, economic and social mechanisms and will impose these mechanisms on individuals. As for the ones who question this state structure and its mechanisms have been labeled as opposing “equality of woman and man”.

The discussions related to women’s “right to vote” exist both in the past, and also today. Observing the discussions made during 19th century in the North America geography where these campaigns were at their peak, enables us not only to see the relationship between the mere “right to vote” and woman struggle, but also to think about concepts like woman as a political subject and political equalit Okumaya devam et “Our Freedom Is In Our Struggle”

Kara Mor Hafta’da Buluşuyoruz

1a
Biz Anarşist Kadınlar, tacizin, tecavüzün, katliamların ve var oluşumuza yönelik tüm saldırıların ortasında; direnişi, mücadeleyi, dayanışmayı ve özgürlüğü hep birlikte yaratmayı seçtik. Bugünse kendi sözümüzü çoğaltmak, kız kardeşlerimizle buluşmak, yaşanmışlıklarımızı da hayallerimizi de paylaşmak için bir bahane yarattık. “Bir gün değil her gün bizimdir” diyerek, kadınların isyan ve mücadele günü olarak sembolleşen 8 Mart’a yaklaştığımız bu haftayı KaraMor’a boyadık.
KaraMor Hafta’da, yaşamın her alanında olduğu gibi edebiyatta kadınları yok sayan; aşağılayan; kadın düşmanlığını yaratan, besleyen ve yazan “erk”ek edebiyatçıları konuşacağız. Varoluşunu kadınları baskılayarak sağlayan erkek iktidarlara ve tüm iktidarlara karşı mücadele eden, özgürleşen, devrimi kendi elleriyle yaratan ve anarşist kadın mücadelesini bugüne taşıyan Mujeres Libres’i anlatacak; İberya’nın özgür kadınlarının mücadelesini paylaşacağız. Erkek ve devlet şiddetine karşı direnirken, erkek egemenliğinin baskısından ve şiddetinden kurtulmak için biz Anarşist Kadınlar’ın ne istediği sorusunu hep beraberce yanıtlayacağız.
Yaşamlarımızı yeniden inşa edebilmek, özgürlüğümüzü kendi ellerimizle hep beraber yaratabilmek için tüm kadınlara sesleniyoruz. 8 Mart yaklaşırken, kadın dayanışmamızın gücüne bugünlerde daha da çok ihtiyaç duyarken; tüm kız kardeşlerimizi Anarşist Kadınlar olarak 26A Atölye’de düzenleyeceğimiz KaraMor Hafta’ya bekliyoruz.
* Etkinliklerimiz sadece kadınlara açıktır

Anarşist Kadınlar’ın 8 Mart Kadın Platformu’nun “8 Mart’ta da Referandumda Hayır” Söylemine Sıkışmasına Yönelik Eleştirisi

a
8 Mart Platformu öznesi kadın olan, söylemini kadın temelinde kuran, politikalarını kadın üzerinden şekillendiren, kadın dayanışmasını önemseyen bir bileşen olma özelliğini sürdürmektedir. Ortaklaşmanın zemini olan birçok platform tartışmanın, kavganın ve ayrışmanın talihsizliğini yaşamışken/yaşarken, 8 Mart Platformu; söylemi ve eylemi ortak zeminini her daim yaratabildi. Birçok kadın örgütü bu platform aracılığıyla dayanışmayı yaşadı, yaşattı. Bu sarsılmaz ortaklaşmanın nedeni ise bizleri bir arada tutan “kadın” vurgusuydu. İster sosyalist, ister anarşist, ister Müslüman, istersek sendikacı olalım… Önce kadın. 8 Mart’ın da anlam ve önemini hatırlarsak bir kadın eylemselliği olarak düşünüldüğünde her ne olursa olsun, bu vurgu, “asıl” söylem, “asıl” eylem olarak yansıdı bugüne kadar.
Şimdi içinden geçtiğimiz süreçte, her ne olursa olsun yine bu vurgudan vazgeçmemek gerekir. Yoksa öncelikler değişir, “asıl” olan unutulur. Tartışmalar yaşanır, kavgalar başlar, ayrışmalar kaçınılmaz hale gelir. Ortaklaşmanın zemini ortadan kalkar.
Biz Anarşist Kadınlar 2010 tarihinden bu yana bu zemine ayaklarımızı sıkı sıkı bastık. Söylemi benimsedik, eylemi önemsedik, dayanışmaya kucak açtık. Söz konusu kadın olduğunda “yol” da vermeyi bildik. Ancak şimdi söz konusu “referanduma hayır”. Bu söylem öncelikle bize ideolojimizden dolayı ters değil. Biz ideolojimizi bu platformda hiçbir zaman önceliğimize koymadık. Bu konuda da tavrımız aynıdır.
Geçtiğimiz 13 Şubat günü 5 Mart Mitingi örgütlenmesinin toplantısında, (toplantı notlarında da yer verildiği üzere) bir tartışma yaşadık. Tartışma notlarda aktarıldığı üzere “Hayır” demek ya da dememek üzerine basit bir tartışma değil, tüm platform bileşenlerini ve 8 Mart Platformu’nun öz niteliklerini de etkileyecek şekilde önemliydi. 5 Mart Mitingi’nin asıl söylemi başlığında alevlenen tartışmada istemeyerek “yol vererek” tartışmayı durdurmamızın ardından Anarşist Kadınlar olarak da kendi aramızda tartışmayı sürdürdük. Ve gerçekleşen tartışmanın 8 Mart Platformu bileşenlerinin tümünü ilgilendirdiğini dikkate alarak “asıl söylemi” tekrar tartışmayı gerekli gördük.
8 Mart Platformu, kadınlı erkekli 8 Mart örgütlenmesinden, 8 Mart gece yürüyüşü örgütlenmesinden bağımsız olarak kadınların özörgütlü mücadelesini temel alarak kurulmuştur. Bizi bir arada tutan kadın olmamız ve günün anlamı özelinde bir mitingi birlikte örgütlememizdir.
Ne var ki, bugün gelinen noktada coğrafyamızda var olan politik gündem iktidarın da manipülasyonlarıyla bütün toplumsal muhalefeti referanduma ve sandığa sıkıştırmaktadır. Bunun dışında bir gündemin tartışılmasını olanaksızlaştırmaktadır. Ancak referandumda hayır stratejisini benimseyen kadınları eleştireceğimiz zeminin burası olmadığını biliyoruz. Bizim en başından bu yana ısrarcı olduğumuz 8 Mart örgütlenmesinin ortaklaştırıcı niteliğidir.
8 Mart Platformu’nun dünya çapındaki tüm kadınların örgütlülük, mücadele ve dayanışma günü olarak sembolleşen “8 Mart”a dair yapacağı bir mitingi de sandığa sıkıştırmak ve tüm örgütlenme sürecini de referandumda “hayır” demeye çağırmak üzerinden yapmayı düşünmesi tarihsel bir yanılgı olur. Eğer yapılmak istenen bir “hayır” mitingi ise; bu bugün dışında, 8 Mart Platformu dışında başka bir mecrada örgütlenmelidir.
Merak konusu olmadığını biliyoruz ancak belirtelim; Anarşist Kadınlar olarak bu referandumda da oy kullanmayacağız. Bu bizim varoluşsal sorumluluğumuzdur. Bunu tartışmak da bu zeminin konusu değildir. Bizler bu coğrafyada iktidarın seçim sonuçlarını nasıl manipüle ettiğini, seçim sonuçlarında istediğini bulamayınca manipülasyonu nasıl arttırdığını deneyimledik. Toplumda öyle ya da böyle çoğunluğu kazanan iktidarın çoğunluğa güvenerek azınlıkları nasıl yok saydıklarını deneyimledik. Deneyimlediğimiz tüm bunlara karşı biz kadınlar, örgütlülüğümüzün ve dayanışmamızın gücüyle bunca zaman mücadelemizi yükselttik.
Şimdi bir kez daha söylüyoruz: Kadınların kendi yaşamlarını kazanmak ve kendi seslerini yükseltmek için bir araya geldiği; öznesi ve vurgusu “8 Mart”a dair gerçekleşecek olan bir mitingin “asıl” söyleminin kadınları referandumda “hayır” demeye çağırmak üzerinden kuruluyor olması, kadın mücadelesinin ekseninin kayması demek değil midir?
Geçtiğimiz pazartesi günü gerçekleşen toplantıda, orada bulunan bütün kurumların karşısında bu vurguyu yapan ve “asıl” söylemin buraya sıkıştırılmaması konusunda tepki gösteren/ısrarcı olan tek kadın örgütü olarak biz Anarşist Kadınlar, çoğunluğun azınlığı yok saydığı/hiçleştirdiği bir birliktelikte ortaklaşmanın var olamayacağını düşünüyoruz. Kadın dayanışmasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyarken, bu tartışmayı “hayır-hayır değil” ekseninin dışında, kadınların özörgütlü mücadelesi ve kadın dayanışması ışığında bir sonuca bağlayabileceğimizi savunuyor ve bu konunun bugün (21 Şubat Salı) gerçekleştireceğimiz toplantıda tekrar tartışılmasını bir gereklilik, bu topraklardaki kadın mücadelesi ve içerisinde bulunduğumuz 8 Mart Platformu’nun varlık amacını yeniden hatırlatmak için bir zorunluluk olduğunu düşünüyoruz.
Dayanışmayla.

Kendi Kimliğimizle, Kendi İrademizle Mücadeleye


(5 Mart Dünya Kadınlar Günü mitingini düzenleyen 8 Mart Kadın Platformu’nda yaşanan ana söylem tartışmasına dair ana söylemin ‘Referanduma Hayır’a sıkıştırılmasına karşı koyan tek kadın örgütü olan Anarşist Kadınlar’ın eleştirisinin özetidir.)

Kadınların özgürlük mücadelesi, tarih boyunca, dünyanın dört bir yanında, öznesini “kadın”, söylemini “kadının özgürlüğü, dayanışması ve kadının isyanı” çerçevesinde belirlemiştir. Politikalarını özörgütlü mücadeleleri içinde düşünen ve eyleyen kadınlar, bu mücadelede erkek egemenliğini yıkmak ve kendi özgürlüklerini yaratmak için direnen aktif birer özne olmuştur.

İktidarlar eliyle yaratılan ekonomik-siyasal-sosyal krizlere, yoksulluklara, yoksunluklara ve adaletsizliklere zaten direnen kadınlar, bütün bunların dışında, “kadın mücadelesi”nin asıl öznesinin “kadın” asıl söyleminin de “kadın özgürlüğü” olduğunu asla unutmamıştır. Kadınlar bir yandan erkek bir yandan devlet şiddetine maruz kalır, ekonomik adaletsizliklerle yoksullaştırılır, siyasal gündemlerle baskılanırken; özgürlüklerinin ancak özörgütlü bir mücadeleyle mümkün olduğunu da asla unutmamıştır. Erkek egemenliğine karşı özörgütlü bir şekilde direnen ve mücadele eden kadınlar, bu mücadelenin gün olan 8 Martlarda da, her yerde sokaklara çıkmış; yine kadın dayanışmasından aldıkları güçle, örgütlenmiş ve erkek egemenliğine karşı direnişi yükseltmiştir.

İktidarlar kendilerine karşı gelişen toplumsal muhalefetin tümüne yönelik olduğu gibi, tarih boyunca kadınların mücadelesine yönelik de bir manipülasyon çabasındadır. Kadın mücadelesini kimi zaman kendi politik süreçlerinde yalnızca birer “renk” olarak gören iktidarlar, gerektiğinde kadınların mücadelesini kendi politik süreçlerine sıkıştırmaya çalışmış, mücadelenin öz gündemini manipüle etmeye yönelik algısal saldırılarda bulunmuştur. Kadınlarsa, erkek iktidarların bu gibi algısal saldırılarına ve manipülasyonlarına karşı özörgütlülüklerinden aldıkları güçle her daim direnmiş ve kendi “varoluş mücadelelerini” sürdürmüşlerdir.

Yaşadığımız coğrafyada da erkek iktidarlar bugün varolan politik gündemle kadınların söylemlerini manipüle etme, mücadele alanlarını sıkıştırma gayretine girmiştir. Yaklaşmakta olan “referandum”u coğrafyanın tek ve ana gündemi haline getiren iktidar, bunun dışında bir gündemin tartışılmasını da olanaksızlaştırmıştır.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne yönelik söylem ve eylemler de, iktidarın bu çabalarının bir yansıması olarak, kadın mücadelesinin öz öznesinden ve ana söyleminden uzaklaşmıştır. İstanbul’da mücadele etmekte olan “kadın örgütleri” için yıllardan bu yana ortak bir “kadın zemini” olma özelliğini taşıyan 8 Mart Platformu, iktidarın manipülasyonun yarattığı yanılgının etkisiyle, düzenlenecek kadın mitinginin ana söylemini “referandumda hayır”a sıkıştırma yanılgısına düşmüştür. Bu sıkışma ana söylem tartışmasının hayır – hayır değil darlığından öte daha geniş bir tartışmadır. Yani kadının öz örgütlü mücadelesinin zeminin kaymasıyla alakadır. Bu tarihsel bir yanılgıdır.

Bizler oy kullanmama sorumluluğumuzun varoluşsal bir sorumluluk olduğunu düşünen Anarşist Kadınlar olarak, bu coğrafyada iktidarın seçim sonuçlarını nasıl manipüle ettiğini, seçim sonuçlarında istediğini alamayınca manipülasyonu nasıl arttırdığını son birkaç seçimde de tekrar tekrar deneyimledik. Toplumda öyle ya da böyle çoğunluğu kazanan iktidarın çoğunluğun gücüyle azınlıkları nasıl yok saydığını da deneyimledik.

İktidarların tüm manipülasyonlarına karşı, kadınlar olarak verdiğimiz mücadelemizin öznesinin “biz kadınlar”, ana söyleminin de “kadınların özgürlüğü” olması gerektiğini hiçbir zaman unutmamalıyız. Özörgütlü mücadelemizin, erkek egemenlerin dayattığı gündeme sıkıştırılarak manipüle edilmesine ve kadın mücadelemizin zeminin kaydırılmasına izin vermemeliyiz.

İşte bu yüzden bu 8 Mart’ta da, bizleri yok sayan iktidarların tümüne karşı sokaklarda olmalıyız. Kendi gündemlerimizi baskılayan ve manipüle etmeye çalışan iktidarlara; gerçek mücadelemiz olan kadın mücadelesinin ikincil plana itilmesine; “referanduma hayır” söylemiyle mücadelemizin zemininin kaydırılmasına yönelik itirazlarımızla “kendi irademizi, kendi kimliğimizi ve kendi gündemimizi” savunarak “Yaşasın 8 Mart!, Yaşasın Özgürlük” diye haykırmalıyız.

Özgürlüğümüz Mücadelemizdedir

17092376_1371909362830653_1590562937_n
Kadınların özgürlük mücadelesinde “oy hakkı” tartışmaları, “oy hakkı” kampanyalarının yoğunlaştığı 19. yüzyıla kadar dayanır. Bugün dünyanın birçok yerinde var olan Batı tarzı “liberal demokrasi”lerle uygulamaya geçtiğinden bu yana “evrensel oy hakkı”, bir politik gerçeklik olarak dayatılsa da; liberal demokrasilerin hiçbir şekilde “özgürlük” getirmediğine tanık olan ve getirmeyeceğinden emin olan biz kadınlar için sonu gelmemiş bir tartışmanın konusudur.

“Oy hakkı” kadın-erkek eşitliği ilkesi üzerinden ele alındığında bu kadını büyük bir yanılgının içine hapsetmiş olur. Liberal demokrasinin hak ve özgürlükler kapsamına dâhil ettiği birçok meselede olduğu gibi, konunun teorik ve pratik yanları derinlemesine tartışılmadan, o “hak ve özgürlükler”den yararlanacak bireyler için uygulamaların iyi ya da kötü olduğuna karar verilmeden bir oldu-bittiye getirme söz konusudur. Liberal demokrasinin bu özelliği, siyasal, ekonomik ve toplumsal işleyişi sorgulatmayan bir devlet yapısının oluşuyla ve bireylere bu işleyişi dayatmasıyla ilgilidir. Bu devletli yapıyı ve işleyişi sorgulayanlar ise “kadın ve erkeğin eşitliği” ilkesine karşı olarak yaftalamışlardır.
Gerek geçmişte gerekse de günümüzde, kadınların “oy hakkı kazanımına” ilişkin bir dizi tartışma mevcuttur. 19. yüzyılda bu kampanyaların yoğunlaştığı Kuzey Amerika coğrafyasında yapılan bu tartışmaları incelemek, sadece “oy hakkı” ve kadın mücadeleleri arasındaki ilişkiyi daha derinlikli görmemize değil, aynı zamanda kadının siyasal özne oluşu ve siyasal eşitlik gibi kadın mücadelesinin içerisinde bulunan kavramları düşünmemize de olanak sağlayacaktır.

“Oy Hakkı” Mücadelesi

19. yüzyılda, ABD’de yoğunlaşan “oy hakkı” kampanyalarının çok tartışılmayan tarafı, bu siyasal talebin ortaya çıkmasını sağlayan düşüncedir. “Oy hakkı” kampanyaları öncelikli olarak, biz kadınların geleneksel evlilik kurumu içindeki güçlerini arttırmayı hedefliyordu. Ve tahmin edilenden farklı olarak, bu orta sınıf ağırlıklı ve muhafazakâr bir hareketti.
Kampanyaların yoğunlaştığı süreçte, Oy Hakkı Hareketi’yle ittifak içerisinde olan Alkol Karşıtı Birlik, Cinsellik Karşıtı Saflık Birlik’i (Purity League) gibi muhafazakâr hareketler, toplumsal aşırılıklardan kadına oy hakkının verilmesiyle kurtulunacağını düşünüyorlardı. Yani kadına oy hakkı verip, “toplumsal değerlerin daha iyi muhafaza edilmesi” ve “toplumsal saflık” amaçlanıyordu. Burada oy hakkı için yükseltilen “kadın”, geleneksel toplum yapısı içerisindeki annelik üzerinden yükseltiliyordu.

Öte yandan, kadınların oy kullanmasını, kilisenin ve evin boyunduruğundan kadının kurtulması gerektiğini düşünenler de savunuyordu. Ancak hareketin büyümesine ve yaygın olarak savunulmasına yol açan olgu, oy hakkı taraftarlarının çoğunun kendisini “iyi bir Hristiyan, ev kadını ve devlet yurttaşı” yapmak için oy kullanmak istemesi gerçeğidir.
Böyle bir siyasi ortamda, “oy hakkı” tartışmaları daha da önem kazanmaktadır. Emma Goldman’a göre, oy kullanma kampanyaları, dikkati gerçek mücadeleden saptıran bir durumdu. O, temel mücadelenin toplumun bir bütün olarak yeniden yapılandırılması, kadınların kendileri için özgür ve anlamlı yaşamlar yaratmalarıyla verilebileceğini söylüyordu.
Kadın mücadelesinin “oy hakkı”na yoğunlaştığı bir süreçte, anarşist kadınlar devlet yapısını sorgulamanın ötesine geçerek, ataerkil aile yapısını sorguladılar ve toplumsal cinsiyet sorununu tartıştırdılar. Kadınların, toplumda ezilen konumda bulunmalarının temelini cinsellik ve doğurganlıkla ilişkilendirdiler. Ekonomik etkenlerin yanı sıra, cinsel etkenlerin de kadınları baskı altına almak için kullanıldığını savundular.

Buradan çıkardıkları sonuç, kadının nasıl bir siyasal özne olacağıyla ilişkiliydi. Seçim sandıklarıyla değil; erkeklerden ve erkek egemen kurumlardan siyasi, ekonomik, psikolojik ve cinsel açıdan bağımsız olmakla siyasal özne olunacağını savundular.

Siyasal Özne Olmak

Bugün referandum gündeminin de siyasal özne olarak kadın açısından sorgulanması şarttır. Bu sorgulama yapılırken, “kazanılmış bir siyasi hak olarak” oy hakkının tarihsel arka planı da göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü;

Kadın mücadelesinin, biz kadınları oy kullanarak politikleştirmek iddiasıyla seçimlere katılmaya yönlendirmesi büyük bir yanılgıdır. Bu yaklaşım, erkek egemenliğine karşı bir mücadele olarak tanımlanamayacağı gibi, erkek egemenliğinin sürdürüldüğü mevcut sistemde seçme-seçilme ilişkisi üzerinden kadının kendini birer siyasal özne olarak ta ortaya koymasına olanak vermeyecektir.

Seçim propagandalarında sadece bir “alt başlık” olmanın dışına çıkarılmayan kadının, “eşit siyasal özne” olduğu da büyük bir yalandır. Patriyarkal sistemle özdeşleşmiş bir siyasal işleyişten olumlu ve sonuç odaklı bir değişiklik beklemek gerçekçi değildir.

Erkek egemenliği, içinde yaşadığımız siyasi-toplumsal-ekonomik işleyişte en temel kurucu dinamiklerden biridir ve toplumun bütününü şekillendirmektedir. Bu tarz bir iktidar biçimine karşı çıkış bütünlüklü bir mücadeleyle mümkündür. Ekonomik ve siyasal yapının düzenlenmesinde, devlet işleyişinin düzenlenmesinde belirleyici olmak için atılacak referandum ya da seçim tarzı adımlar kalıcı çözümler yaratamaz. Kadının özgürlüğü, devletli politikaya dâhil olunup alınacak geçici önlemlerle gerçekleşmez.

Kadın mücadelesi, eğer belli bir egemenlik ve iktidar ilişkisini hedef alıyorsa, bu iktidar ilişkisinin kurduğu yapılar kullanıldığı takdirde nasıl bir siyasal özneden bahsederiz? Patriyarka, bu sistemin en kurucu dinamiklerinden biriyse, bu ilişki biçimine karşı çıkış, ancak radikal, bütünlüklü bir politikayla verilebilir.
Kadın mücadelesi, siyaset yaparken kadınlar “adına” siyaset yapmaya soyunmaz. Amaç kadını politikleştirmek ve örgütlemektir. Kadınların iradelerini teslim edecekleri mekanizmalar kullanmak değildir.

İnsanların eşit fırsatlara sahip olması gerektiği şeklindeki düşünce liberal siyaset felsefesinden kaynaklanır. Kadınların eğitime, iş hayatına, parlamentoya eşit ölçüde erişimini engelleyen yasal düzenlemeleri değiştirmek gerektiği, bu düşünce tarafından telkin edilir. Bu esasında, mevcut sistemin içinde rekabet etmeyi hedeflemekten başka bir şey değildir. Kadın ve erkeğin bu şekilde bir işleyişte eşit hale geleceğini düşünmek boş bir düşüncedir.

Bu durumun böyle olduğu, özellikle Batılı liberal demokrasilerce kanıtlanmıştır. Hukuk, oy kullanma ve istihdam alanında sağlanan “kazanımlar” kadınların ezilmesi gerçeğini değiştirmediği gibi bu yönde olumlu değişikliklerde yaratmamıştır. Toplumsal cinsiyetin toplumsal olarak kurumsallaştırılması esas meseleyse, bu kurumlar ortadan kaldırılmadan sorun bitmiş olmaz, yalnızca görünmez kılınmış olur.

Kadınlar Referandumdan Ne Bekliyor?

Kadın örgütleri, referanduma ilişkin kampanya çalışmalarına şimdiden başladılar. Toplumsal muhalefetin büyük bir kısmının yaptığı gibi… Peki, kadınlar referandumdan ne bekliyor?

Kadının yok sayılmasının, tacizin, tecavüzün, şiddetin, savaşın, katliamların, asgari ücretle çalışan ve sendikalaşma mücadelesi veren işçi kadınların kazanımlarının gasp edilmesinin, kadınların kazandığı tüm hakların elden gitmesinin, kadınların hayatının ve geleceğinin bir kişinin sözüne bağlanmasının, başkanlık sisteminin sonlanmasını bekliyorlar. Ancak bu beklentilerin hiçbiri, bir evet ya da hayırla bitmeyecek. Bu sorunların hiçbirisi, bir referandumluk süre içerisinde çözüme ulaşılabilir sorunlar değildir. Aynı şekilde, mevcut sorunların derinleşmesinin evet ya da hayır denilerek önüne de geçilemeyecek. Bunun nedeni devletin, gerçekte otoriteyi, hiyerarşiyi, hâkimiyeti, adaletsizliği ve eşitsizliği gerektirmesiyle ilgilidir. Yaklaşmakta olan Dünya Kadınlar Günü’nü, kadınların mücadelesi, dayanışması ve örgütlülüğüyle simgeleşen 8 Mart’ı bile var olan referandum gündeminde “hayır” söylemine sıkıştıran kadın örgütlerinin düşeceği yanılgı da tam olarak budur.

Böyle bir yanılgı yaratmanın kadının özgürlük mücadelesi lehine bir sonuç getirmeyeceği ise aşikârdır. Tam tersine yönetime yakınlaştığını, etki ettiğini düşünen kadın, bu yanılgı ile gündelik gerçeklerden uzaklaşacaktır. Kadının yaşadığı adaletsizliklerden, tutsaklıklardan, yoksulluk ve yoksunluklardan kurtuluyor olduğu yanılgısı mevcut sisteme “demokratik” olduğundan dolayı güven duymasına yol açacaktır. Bu güven duygusunun, en liberal ve demokratik görüntüsüne sahip olsa bile devletin otoritesiyle, tahakkümüyle ve erkek egemen yapısıyla en kısa sürede sarsılacağı kaçınılmazdır.

Bizim irademiz, cinsiyetsiz, adil ve özgür, bir dünya isteğimiz, referandum ya da seçim gibi mekanizmalarla sağlanamaz. Yoldaş Emma Goldman’ın da vurguladığı gibi, özgürlüğümüz ve bağımsızlığımız ancak bizim tarafımızdan gerçekleştirilebilir. “Kadın ilk olarak, bedeni üzerinde başka herhangi birisinin hak iddia etmesini reddederek; istemedikçe çocuk doğurmayı reddederek; Tanrı’ya, devlete, topluma, kocaya, aileye ve benzeri şeylere hizmetkârlık yapmayı reddederek. Yaşamını daha basit, ancak daha derin ve daha zengin yaparak. Yani, kamuoyu görüşü ile halkın ayıplaması korkusundan kendisini kurtararak, yaşamın anlamını ve özünü tüm karmaşıklığıyla öğrenmeyi deneyerek. Kadınları oy sandığı değil, ancak bu özgürleştirecektir.”

Her Kadın Bir Kavga Kadın Kavgada

8 Mart Dünya Kadınlar Günü mitingi Kadıköy’de gerçekleşti. Kadın cinayetlerine, şiddete, tacize, tecavüze, yoksulluğa, savaşa ve militarizme, cinsiyetçiliğe, homofobiye, transfobiye karşı kadınlar Kadıköy’de buluşarak iskele meydanına yürüdüler. Anarşist Kadınlar olarak katıldığımız yürüyüşte erkek egemenliğine ve kapitalizme olan isyanımızı haykırarak kavgamızı meydanlara taşıdık. Kara mor bayraklarımızla farklı illerden gelen anarşist kadın yoldaşlarımızla daha da büyüyen bu yıl ki 8 Mart yine mücadelemizin ve kavgamızın sembolü oldu.de

der

ed

er

se

PATRONA, TAŞERONA, SÖMÜRÜYE KARŞI KADINLAR KAVGADA!

Anarşist Kadınlar olarak Maltepe Üniversitesi Hastanesi’nde sendikalı oldukları için işten atılan bu nedenle de Aralık ayından bu güne direnişte olan kadın işçilerin 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutlamak ve direnişi büyütmek üzere Maltepe Meydan’ından direniş çadırına bir yürüyüş gerçekleştirdik. Bizleri sloganlarla, alkışlarla karşılayan kadınların 8 Mart’ını kutlayarak hem onlara mor çiçeklerimizi verdik, hem de halaylar çekerek direnişin çoşkusuyla kadın dayanışmasını pekiştirdik.m2

Kadınlar Mücadeleye Çağırıyor

womensprotestDünyanın bir ucundan bir ucuna ezilen kadın, dünyanın bir ucundan bir ucuna direnen kadın, dünyanın bir ucundan bir ucuna dayanışmayı yükseltecek olan kadın. Meydan Gazetesi olarak, dünyadaki ve coğrafyamızdaki anarşist örgütlerden kadınların, kadın mücadelesi ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü üzerine yazdıkları ve bizlerle paylaştıkları dayanışma mesajlarını, biz de sizlerle paylaşıyoruz.