İmparatorun Karşısında Direnişçi Bir Kadın: Kanno Sugako

1881 yılında dünyaya gelen Kanno Sugako, kadına yönelik baskıları ve kadının özgürlüğünü vurguladığı makaleleriyle, anarşist kadın hareketi içerisindeki önemli isimlerden biridir.

1910 yılında, Japonya İmparatoru Meiji’ye suikast olarak bilinen Kotoku Olayı’na dahil olduğundan dolayı, devlet tarafından “vatan hainliği” ile suçlanan Sugako, modern Japonya’da politik bir tutuklu statüsü ile idam edilen ilk kadındır.

Kanno Sugako, 15 yaşında maruz kaldığı tecavüzün ardından, kadının bedenine ve varoluşuna yönelik düşünsel sürecini daha da yoğunlaştırmıştır. Kazandığı politik kimliğin temel kaynaklarından biri, Sugako’nun maruz kaldığı bu tecavüz olmuştur. Kadının maruz kaldığı şiddete ama özellikle de yasal genelevler sistemine karşı oluşturulan Hristiyan Kadın Hareketi’ne katılan Sugako, 1906’da Wakayama’da çıkan özgürlükçü bir gazetenin editörü olmuştur.

1908 Haziran’ında Tokyo’ya dönen ve İmparator Meiji’ye karşı gerçekleştirilen anarşist bir eyleme katılan Kanno Sugako, eylemde tutuklanan yoldaşlarını ziyarete gittiği sırada tutuklanmıştır. Sugako, serbest bırakıldıktan iki ay sonra, Shusui Kotoku ile tanışmış ve ikili, devlet tarafından yasaklanmış anarşist bir gazete çıkarmaya başlamıştır. Söz konusu gazetenin ardından, Sugako tekrar tutuklanmıştır.

Hapishanede kaldığı süre içerisinde, 1908 Haziranındaki barışçıl eylemlerle herhangi bir değişimin yaşanmayacağını düşünmeye başlayan Kanno Sugako, dört anarşist yoldaşıyla beraber, İmparator Meiji’ye Suikast planını hazırlamıştır. Planla birlikte, Miyashita Takichi, imparatoru öldürmek için patlayıcı kullanmaya karar vermiştir. Ancak plan hayata geçirilmeden 23 kişi tutuklanmış; Kanno Sugako ise henüz 30 yaşındayken, 24 Ocak 1911’de asılarak idam edilmiştir.

Bolşeviklere Direnen Anarşist Bir Kadın : Mollie Steimer

1897’de Çarlık Rusyasında dünyaya gelen Mollie Steimer, 15 yaşındayken ailesiyle birlikte göç ettiği Amerika’da, sendika ve serbest konuşma özgürlüğü çalışmalarına aktif olarak katılmış, savaş karşıtı hareket içerisinde yer almıştır. 1918 yılında, Amerikan ordusunun Bolşevik Devrimi’ne karşı yürüttüğü askeri operasyonlara karşı bildiri yayımlamak ve dağıtmaktan yargılanan Steimer; 1921’de sınır dışı edilerek Rusya’ya gönderilmiştir. Steimer, sınırdışı edilerek geldiği bu coğrafyada ise anarşistlere yönelik baskıya karşı mücadele etmeye başlamıştır.

Rusya’da, Bolşevik hükümeti eleştirdiği için hapse atılan anarşist Senya Fleshin ile tanışan yaşamı boyunca onunla birlikte olan Steimer, Fleshin ile birlikte, anarşistlere yönelik bu baskıya karşı örgütlenme çalışmaları yürütmüştür. Bolşevik hükümetin ve Troçki’nin anarşist örgütlere yönelik yürüttüğü operasyonlara ve işkencelere karşı, Bolşevik hapishanelerinde tutsak olan anarşistlerle dayanışmak için Society to Help Anarchist Prisoners ağını kuran ikili, “suç örgütlerine yardım” iddiasıyla tutuklanmıştır. Hapishanede açlık grevine giren Steimer ve Fleshin, Emma Goldman ve başka anarşistlerin de hükümet üzerinde oluşturduğu baskıyla sınırdışı edilmiş ve Almanya’ya gitmişlerdir. Bolşevik hükümetin ihaneti ve büyük bir devrimi gasp etmesinin ardından Steimer 1923’te yazdığı bir mektupta öfkesini şöyle ifade etmiştir: “Rusya dışında olmaktan mutlu değilim. Orada olup işçilerin bu ikiyüzlü tiranlıkla mücadele etmesine yardımcı olmak isterdim.”

Almanya’da Goldman ve Alexander Berkman ile hareket eden Steimer ve Fleshin, Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte faşizmin bir devlet pratiği olarak kendini göstermesinin ardından Fransa’ya göç etmişlerdir. İkilinin burada polis gözetimine alınmasından sonra Steimer, 18 Mayıs 1940’te tutuklanmış, Camp Gurs’a gönderilmiş ve 7 hafta boyunca hücre hapsinde kalmıştır. Sonrasında, May Picqueray yardımıyla, Meksika’ya giden Steimer’ın yoldaşlarının bir kısmı Joseph Stalin’in emriyle bir kısmı da Nazi toplama kamplarında katledilmiştir.

Sendikal Mücadelede Anarşist Bir Kadın Milly Witkop

Ukrayna doğumlu olan anarko sendikalist yazar ve sendikacı Milly Witkop, 1881’de Çar 2. Alexander’ın öldürülmesinden sonraki on yıl içinde, imparatorlukta başlayan Yahudi karşıtı politika ve katliamlardan kaçmak için ailesiyle beraber Londra’ya göç etmiştir.

Londra’da, özellikle göçmen işçilerin düşük ücretlerle çalıştırıldığı bir terzide işe giren Witkop, çalıştığı koşulları sorgulamaya başlamasının ardından katıldığı bir eylemde, anarşist gazete Arbayter Fraynd etrafından bir grupla tanışmış; Pyotr Kropotkin’in düşüncelerinden etkilenmiştir.

1898’de Rocker’ın teklifi üzerine, ikilinin beraber iş bulabilmek için New York’a gitme çabaları, Witkop ve Rocker’ın evlilik kurumuna karşı geliştirdikleri politik tutumlarının yansıması olarak yasal şekliyle “evli” olmamalarından kaynaklı olarak reddedilmiştir.

1898 Ekimi’nde Rocker’la beraber Arbayter Fraynd’a editörlük yapan Milly Witkop, 1900’de yine Rocker’la beraber, daha yoğunluklu kültürel temalara odaklanan, Germinal gazetesini çıkartmaya başlamıştır. 1. Dünya Savaşı’yla birlikte Rocker, İngiltere’deki diğer Avusturya ve Almanya doğumlular gibi, düşman muamelesi görmeye başladığında, Hollanda’ya göç etmiş; 1916’da savaş karşıtı eylemleri sebebiyle tutuklanan Milly Witkop da cezaevinden çıkışının ardından, 1918’de Rocker ve oğlunun yanına Hollanda’ya göç etmiştir.

1919’da kurulan anarko-sendikalist FAUD’da, kadınların rolüne ilişkin başlayan tartışmaların ardından FAUD içerisinden kadınlar, kendi sendikalarını kurmaya karar vermiştir. Milly Witkop, 1920’de Berlin’de, FAUD’a bağlı olarak kurulan Kadın Sendikası’nın kurucularından biri olmuştur. Witkop, 1921’de Düsseldorf’ta kadın sendikalarının ulusal kongresinin organize edilmesinde de, 1921’de FAUD’un yayını olan Der Syndikalist’e bağlı olarak, kadınlar kendi yayınları olan Frauenbund’u çıkartmasında da oldukça etkilidir. Witkop, söz konusu yayının ilk yazarlarından biri olmuştur.

Witkop, işçi kadının sadece kapitalizm tarafından değil, aynı zamanda erkekler tarafından sömürüldüğüne de dikkat çekmiş; bu sebeple ev içi emek konusunda da çalışmalar yürütmüştür. Milly Witkop, aynı zamanda, sadece sendikal mücadele ya da kadın hareketi içerisinde değil, ırkçılığa ve anti-semitizme karşı mücadele içerisinde de yer almıştır.

1936 İberya Devrimi sürecinde ABD’de bulunan Witkop, yaptığı kampanyalarla devrim sürecine yönelik ilgiyi arttırmaya çalışmış; 23 Kasım 1955’te solunum problemi nedeniyle yaşamını yitirmiştir.

Victorine Brocher/Rouchy

Victorine Broucher, 1838’te Paris’te devrimci gelenekten bir ailenin içinde dünyaya geldi. Babası cumhuriyetçi bir ayakkabıcıydı. 1850’lerde sosyalist ve cumhuriyetçi düşünceler içinde yetişmeye başladı. 1862’de ayakkabıcı bir esnaf olan Jean Rouchy ile evlendi ve beraber Orleans ve Paris’teki çeşitli sosyalist gruplara ve Birinci Enternasyonal’e katıldılar.

1867’de kolektif bir fırının kuruluşunda yer aldı. Fransa-Prusya Savaşı sırasında, kocası savaşta görev aldı, kendisi ise ambulans şoförü olarak işe başladı. O yıllarda iki çocuğunu büyütmesine yardımcı olan ve sahip çıktığı komşu çocuğuna bakan annesiyle beraber yaşadı. Fakat bu üç çocuk da birkaç yıl içinde yaşamını yitirdi.

Eşiyle birlikte, 20 Mart 1872’de Cumhuriyetin Savunması Savaşı’na katılarak Paris Komünü’nde aktif rol oynadı. “Kanlı Hafta” boyunca barikatlarda savaştı.

Arkadaşları sayesinde önce İsviçre’ye, sonra Londra’ya kaçmayı başardı. Fakat Jean Rouchy o hapisteyken yaşamını yitirdi. 1878’de önce Lyon’a, sonra Paris’e döndü ve anarşist harekette daha da aktifleşti. Anarşist gazete La Revolution Sociale’de yazmaya başladı. 1881’de Londra Anarşist Konferansı’nda Parisli bir delege olan Gustave Brocher ile tanıştı. Sonrasında evlendiler ve Komün’ün beş yetimini evlat edindiler.

1909’da “Souvenirs d’une morte vivante” adlı eserinde 1871’den beri olan anılarını anlattı. 4 Kasım 1921’de Lozan’da yaşamını yitirdi.

“Komünü yaratırken hissettiklerimizi tarif etmek çok zor. Güç artık bizim elimizdeydi. Fakat bu güç egemenlerin elindeki güç gibi değildi. Bu her şeyin bizim kontrolümüzde olduğunun duygusuydu. Bu birlikte yarattıklarımızın verdiği güçtü.”

Suceso Portales

María Suceso Portales Casamar, 4 Mart 1904’te anarşist bir ailede doğdu. Kardeşleri Acracio, Juan ve Luis de anarşist hareketin içindeydi. Terzi olarak çalışmaya başlayan Suceso, 1934’te CNT’ye katıldı.

1936’da kolektif örgütlenmenin bir öznesi ve Mujeres Libres’in kurucularından oldu. İberya Devrimi sırasında Guadalajara’ya taşınarak burada çiftçi ve köylülere yönelik örgütlenme çalışmaları yaptı. San Gervasio çiftçi okulunun kuruluşuna katkıda bulundu ve 20 Ağustos 1937’de Ulusal Kadın Kongresi’nin bir parçası oldu. Aynı yılın Ekim ayında Barselona’da Mujeres Libres Kongresi’ne Guadalajara delegesi olarak katıldı. Mujeres Libres’te belirttiğine göre, İberya Devrimi’nin çifte bir kazanım olduğunu düşünüyordu; bu devrim, bir yandan sınıflı topluma karşı, diğer yandan ise erkek egemen topluma karşı bir zaferdi.

Savaşın sonunda Britanya’ya gitmek üzere 183 kişiyle beraber Alicante Limanı’ndan ayrıldı. 1939’da İngiltere’nin Holborn kentinde birçok farklı ülkeden anarşist kadınla birlikte bir kıyafet mağazası kurdu. Bu süreçte ve daha sonrasında İberya’daki anarşistlerle ilişkisini hiç bir zaman kesmedi ve Franco karşıtı tüm eylemlere katıldı.

1962’de, İspanya’dan sürgün edilmiş bir çok İspanyol anarşistle iletişime geçerek Mujeres Libres’i yeniden çıkardı. “Sürgünde Mujeres Libres” adında özel bir sayısını hazırladı. Bir çok farklı yere taşınmasının ardından Franco’nun ölümüyle İspanya’ya geri döndü. Dönüşünde tekrar CNT örgütlenmesi yapmaya, 1980’de ise Mujeres Libres’i yeniden kurmaya çalıştı. 94 yaşında, mücadeleye adadığı yaşamı sona erdi.

“Biz feminist değiliz, hiçbir zaman olmadık. Biz erkeklere karşı savaşmıyorduk. Biz birlikte çalışmaz ve mücadele etmezsek toplumsal devrimi başaramayız. Fakat bizim özgürlük için kendi öz-örgütlülüğümüzü yaratmamız gerekir.”

Maria Lacerda de Moura

Maria Lacerda de Moura 16 Mayıs 1887’de Brezilya’da doğdu. Kilise karşıtı düşüncelerini oluşturan ailesinin ona kattıkları özgür düşünce ve halk eğitimiydi. Maria bir öğretmen, bir yazar, bir gazeteci, bir mimar, bir şairdi. “Anarşizm” demediği zamanlarda bile, onun neyden bahsettiğini anlardınız. Her şeyini içine kattığı anarşizm inancı, ona göre “insanlığın kurtuluşunun parıltısıydı”.

Mücadeleyle tanışmasının ardından, eylemlerini destekleyen yoldaşı Carlos Ferreira de Moura ile evlendi.

1915’te bir kız çocuğu doğurdu ve kardeşinin oğlunu evlatlık aldılar. Bu sırada Maria kendisini tamamıyla mücadeleye adadı ve özgür dersler vermeye başladı. Bu deneyimlerinin ardından eğitimin insanın kişiliğini şekillendirdiği, kendi değerlerinden ve kimliğinden vazgeçmesi için zorladığını, davranışları terbiye ettiği kanaatine vardı. Farkına vardı ki; eğer dünyayı değiştirmek istiyorsa yalnız cehaletle mücadele etmek yetmez, sosyal devrimi yaratmak gerekiyordu.

1918’de toplumsal sorunları aşacak bir özgür eğitim çalışmasına girişti ve yazarlığa ilk adım olarak eğitim üzerine kitabını yazdı.

Sao Paulo’da Enternasyonal Kadın Federasyonu’nu ve savaş karşıtı kadınları kurdu. Buradaki bütün kadınlar eylemlerini bu bölgede örgütlüyor ve kadın direnişinin kazanmasını amaç olarak görüyordu.

Maria Lacerda de Moura 20 Mart 1944’te henüz 54 yaşındayken yaşamını yitirdi.

“Bir erkek, kadın özgürlüğü fikrini sevebilir fakat bunun pratiğinden hoşlanmaz. Sonuç olarak, başka kadınların özgürlüğünü isteyebilir, ama kendi karısını eve kilitler.”

Leah Feldman

1899’da Varşova’da doğdu.

1917’de Bolşeviklerin iktidara geçmesinin ardından yoldaşlarının çoğu Bolşeviklerin ya da Çarın ellerinde öldürülmüştü. Leah daha sonra Rusya’ya döndü. Burada Sovyetler tarihinin son ‘yasal’ anarşist toplanması olan; Kropotkin’in cenazesine katıldı.

Leah sonra Mahnovist hareketten etkilenerek Ukrayna’ya gitti ve burada harekete katıldı. Cephe gerisinde kıyafetlerin ve yemeklerin organizasyonu, yetimlerin doyurulması gibi işler yaptı. Mahnovistlerin Bolşevikler tarafından katledilmesinin ardından Ukrayna’yı terk etti.

Önce Paris’e sonrasında Londra’ya gitti. Farklı topraklarda anarşist hareketleri gözlemlemek istiyordu. Ardından Polonya ve Filistin’e gitti. Filistin’de birçoğu daha önce gittiği coğrafyalardan tanıdığı eski arkadaşlarıyla Filistin Anarşist Federasyonu’nun kurulmasını sağladı.

Alman denizcilerin 30’lu yıllardaki antifaşist direnişine ekonomik destek topladı. 1939 yılında Marie Goldberg ve Suceso Portales ile birlikte kurduğu bir giyim atölyesinde kendi üretimlerini yaptılar.

Ömrünün sonuna kadar bulunduğu her koşulda ve her yerde mücadeleyi sürdüren Leah’ı yoldaşları Büyükanne Mahnovist olarak bir ömür boyu anmayı sürdürdü.

“Çalıştığımız atölyede dünyanın her yerinden anarşist kadınlar vardı… Yunanca, Yiddiş, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, Katalanca… ayrıca dillerini bilmediğimiz iki Kıbrıslı, bir Yunan ve bir Türk kadınını da sayarsak, nasıl anlaştığımız bazılarına göre bir mucizeydi. Bana sorarsanız, kadınların nereden gelirse gelsin ortak bir dili yaratabileceklerinin resmiydi.”

Giliana Berneri

Giliana Berneri 5 Ekim 1919’da İtalya’nın Floransa şehrinde doğdu. Tıp ve psikiyatri eğitimi için gittiği Fransa’da, pediatri ve psikanaliz üzerine çalıştı. Fransa’daki anarşist hareketle son derece ilgili olan Berneri, 1930’larda Fransız Anarşist Federasyonu’na katılarak mücadele etmeye başladı.

Paris’te Sacco ve Vanzetti grubu içinde aktif bir militan olarak mücadele etti, bu grup daha sonraları Anarşist Federasyon içinde Kronştad grubu olarak anıldı. 1940’larda Fransa’da gözaltı kampında tutulan yoldaşı İtalyan anarşist Ernesto Bonomini için dayanışma kampanyaları örgütledi ve Amerika’da sürgündeyken ona destek oldu. Albert Camus ve Wilhelm Reich gibi entelektüellerle fikirlerini paylaştı ve çeşitli konularda konferanslar verdi. Aynı zamanda La Libertaria gazetesinde de hatırı sayılır makaleleri yayınlandı.

Fransız anarşist mücadelesinde aktif rol oynayan Berneri, 19 Temmuz 1998’de yaşamını yitirdi.

“Amacınızı gerçekleştirdiğinizde, kendinizin sahibi olursunuz… Bir kadın gerçekten ‘özgür bir kadın’ olduğunda, hayat binlerce kez daha güzel olur…

Ethel MacDonald

1909’da İskoçya’nın Motherwell şehrinde doğan Ethel MacDonald, 16 yaşında mücadeleyle tanıştı. 1931’de Guy Aldred ve Jany Patrick ile tanıştı ve üç yıl sonra Bağımsız İşçi Partisi’nden ayrıldı. Anti-parlementer Komünist Federasyon içerisinde aktif olarak yer aldı. Ardından Guy Aldred ile birlikte 1933’te Birleşik Toplumsal Hareket’i kurdu. Ethel MacDonald ve Jenny Patrick 1936’da İspanya’da savaş başladığında Birleşik Toplumsal Hareket’in temsilcileri olarak Barcelona’ya ve Madrid’e gittiler. İspanya’ya ulaştıklarında CNT radyosunda yapmaya başladıkları İngilizce yayınlar ve propaganda, halk tarafından oldukça fazla ilgi gördü.

1937 Mayıs İsyanları olarak anılan, yüzlerce kişinin katledildiği ve anarşistlerin evlerinde suikaste uğradığı süreçte yoldaşlarını polislere karşı savunurken, kendi yaşamını birçok defa riske attı. MacDonald, yoldaşının hapishanede gardiyanlar tarafından dövülerek katledilmesinin ardından yaptığı eylemler sırasında tutuklandı. Serbest bırakıldığında ise, İskoçya’ya kaçmadan önce bir süre Barselona’da saklandı.

İki ay sonra İskoçya’ya döndüğünde 300’e yakın kişi tarafından karşılandı. Daha sonra 2. Dünya Savaşı sırasında barış hareketleri içinde yer aldı. Daha sonra Guy Aldred’le The Strickland Press’i kurdular. 1958 yılında çeşitli sağlık sorunları yaşamaya başladı ve konuşma becerisini kaybetti. Mücadeleyle dolu geçen yaşamı, 1 Aralık 1960’ta son buldu.

Anarşizmin Dokumacısı: Teresa Claramunt

Teresa, 1862 yılında İspanya’nın Huesca, Barbastro bölgesinde doğdu. Doğumundan birkaç yıl sonra ailesi iş bulma umuduyla Barcelona’nın sanayi bölgelerinden Sabadell’e taşındı. Bir tekstil işçisi olarak dokumacılar ve eğiriciler arasında mücadeleye başladı. 1884’te özellikle Tárrida del Mármol’ün fikirlerinden etkilenerek Sabadell’de bir kadın örgütü kurdu. Zamanla tekstil işçileri arasında ajitasyonları, konuşmaları ve yazılarıyla bilinen bir devrimci haline geldi.

1898’de Liceo Operası’nın bombalanmasının ardından tutuklandı. Bu eylem bireysel bir eylem olmasına rağmen bütün anarşist harekete yönelen bir şiddet dalgasına bahane olarak kullanılmıştı. Teresa 1896’da da Cambios Nuevos bombası gerekçe gösterilerek -bu kez ilham kaynağı Tarrida ile birlikte- tutsak edilmişti.

Tutsaklığın ardından Fransa ve İngiltere’de iki yıl dokumacı olarak çalıştı. 1898’de Montjuich duruşmalarına karşı çalışma yürütmek için Barcelona’ya geri döndü. Cambios Nuevos bombasından sonra birçok anarşiste işkence uygulanmış, uzun hapis cezaları verilmiş ve 5’i katledilmişti.

1901 yılında sendikalist hareket içinde aktifleşmeye başladı. El Productor’un yayınlanmasında yer aldı. Bir yıl sonra metal işçileri arasında bir genel grev yayılmaya başladı. Örgütlediği tekstil işçileriyle beraber hem oraya katıldı, hem de başka grevler düzenledi. Sonrasında birçok propaganda turuna çıktı.

Konuşmacılığının yanında üretken de bir yazardı, İberya Devrimi’ne giden süreci ören dergilerde yazdı. Teresa’nın yazıları El Productor, El Rebelde, Tribuna Libre, El Productor Literario, El Porvenir del Obrero, Fraternidad, La Alarma, El Proletario, Buena Semilla isimli dergi ve gazetelerde yayınlandı.

Evi, dönemin genç anarşistleri Durruti, Ascaso ve Oliver için buluşma yeriydi. Deneyimi ve mücadelesiyle İberya devrimcilerinin en büyük ilham kaynaklarından biri oldu. 1929’da son mitingine katılmasından iki yıl sonra ise yaşamını yitirdi; cenazesine 50.000 kişi katıldı. İsmi, Falanjist devletin tüm baskılarına rağmen Barcelona’nın dokuzuncu bölgesindeki bir sokak isminde ve yüreklerimizde yaşamaya devam ediyor.