Sendikal Mücadelede Anarşist Bir Kadın Milly Witkop

Ukrayna doğumlu olan anarko sendikalist yazar ve sendikacı Milly Witkop, 1881’de Çar 2. Alexander’ın öldürülmesinden sonraki on yıl içinde, imparatorlukta başlayan Yahudi karşıtı politika ve katliamlardan kaçmak için ailesiyle beraber Londra’ya göç etmiştir.

Londra’da, özellikle göçmen işçilerin düşük ücretlerle çalıştırıldığı bir terzide işe giren Witkop, çalıştığı koşulları sorgulamaya başlamasının ardından katıldığı bir eylemde, anarşist gazete Arbayter Fraynd etrafından bir grupla tanışmış; Pyotr Kropotkin’in düşüncelerinden etkilenmiştir.

1898’de Rocker’ın teklifi üzerine, ikilinin beraber iş bulabilmek için New York’a gitme çabaları, Witkop ve Rocker’ın evlilik kurumuna karşı geliştirdikleri politik tutumlarının yansıması olarak yasal şekliyle “evli” olmamalarından kaynaklı olarak reddedilmiştir.

1898 Ekimi’nde Rocker’la beraber Arbayter Fraynd’a editörlük yapan Milly Witkop, 1900’de yine Rocker’la beraber, daha yoğunluklu kültürel temalara odaklanan, Germinal gazetesini çıkartmaya başlamıştır. 1. Dünya Savaşı’yla birlikte Rocker, İngiltere’deki diğer Avusturya ve Almanya doğumlular gibi, düşman muamelesi görmeye başladığında, Hollanda’ya göç etmiş; 1916’da savaş karşıtı eylemleri sebebiyle tutuklanan Milly Witkop da cezaevinden çıkışının ardından, 1918’de Rocker ve oğlunun yanına Hollanda’ya göç etmiştir.

1919’da kurulan anarko-sendikalist FAUD’da, kadınların rolüne ilişkin başlayan tartışmaların ardından FAUD içerisinden kadınlar, kendi sendikalarını kurmaya karar vermiştir. Milly Witkop, 1920’de Berlin’de, FAUD’a bağlı olarak kurulan Kadın Sendikası’nın kurucularından biri olmuştur. Witkop, 1921’de Düsseldorf’ta kadın sendikalarının ulusal kongresinin organize edilmesinde de, 1921’de FAUD’un yayını olan Der Syndikalist’e bağlı olarak, kadınlar kendi yayınları olan Frauenbund’u çıkartmasında da oldukça etkilidir. Witkop, söz konusu yayının ilk yazarlarından biri olmuştur.

Witkop, işçi kadının sadece kapitalizm tarafından değil, aynı zamanda erkekler tarafından sömürüldüğüne de dikkat çekmiş; bu sebeple ev içi emek konusunda da çalışmalar yürütmüştür. Milly Witkop, aynı zamanda, sadece sendikal mücadele ya da kadın hareketi içerisinde değil, ırkçılığa ve anti-semitizme karşı mücadele içerisinde de yer almıştır.

1936 İberya Devrimi sürecinde ABD’de bulunan Witkop, yaptığı kampanyalarla devrim sürecine yönelik ilgiyi arttırmaya çalışmış; 23 Kasım 1955’te solunum problemi nedeniyle yaşamını yitirmiştir.

Victorine Brocher/Rouchy

Victorine Broucher, 1838’te Paris’te devrimci gelenekten bir ailenin içinde dünyaya geldi. Babası cumhuriyetçi bir ayakkabıcıydı. 1850’lerde sosyalist ve cumhuriyetçi düşünceler içinde yetişmeye başladı. 1862’de ayakkabıcı bir esnaf olan Jean Rouchy ile evlendi ve beraber Orleans ve Paris’teki çeşitli sosyalist gruplara ve Birinci Enternasyonal’e katıldılar.

1867’de kolektif bir fırının kuruluşunda yer aldı. Fransa-Prusya Savaşı sırasında, kocası savaşta görev aldı, kendisi ise ambulans şoförü olarak işe başladı. O yıllarda iki çocuğunu büyütmesine yardımcı olan ve sahip çıktığı komşu çocuğuna bakan annesiyle beraber yaşadı. Fakat bu üç çocuk da birkaç yıl içinde yaşamını yitirdi.

Eşiyle birlikte, 20 Mart 1872’de Cumhuriyetin Savunması Savaşı’na katılarak Paris Komünü’nde aktif rol oynadı. “Kanlı Hafta” boyunca barikatlarda savaştı.

Arkadaşları sayesinde önce İsviçre’ye, sonra Londra’ya kaçmayı başardı. Fakat Jean Rouchy o hapisteyken yaşamını yitirdi. 1878’de önce Lyon’a, sonra Paris’e döndü ve anarşist harekette daha da aktifleşti. Anarşist gazete La Revolution Sociale’de yazmaya başladı. 1881’de Londra Anarşist Konferansı’nda Parisli bir delege olan Gustave Brocher ile tanıştı. Sonrasında evlendiler ve Komün’ün beş yetimini evlat edindiler.

1909’da “Souvenirs d’une morte vivante” adlı eserinde 1871’den beri olan anılarını anlattı. 4 Kasım 1921’de Lozan’da yaşamını yitirdi.

“Komünü yaratırken hissettiklerimizi tarif etmek çok zor. Güç artık bizim elimizdeydi. Fakat bu güç egemenlerin elindeki güç gibi değildi. Bu her şeyin bizim kontrolümüzde olduğunun duygusuydu. Bu birlikte yarattıklarımızın verdiği güçtü.”

Suceso Portales

María Suceso Portales Casamar, 4 Mart 1904’te anarşist bir ailede doğdu. Kardeşleri Acracio, Juan ve Luis de anarşist hareketin içindeydi. Terzi olarak çalışmaya başlayan Suceso, 1934’te CNT’ye katıldı.

1936’da kolektif örgütlenmenin bir öznesi ve Mujeres Libres’in kurucularından oldu. İberya Devrimi sırasında Guadalajara’ya taşınarak burada çiftçi ve köylülere yönelik örgütlenme çalışmaları yaptı. San Gervasio çiftçi okulunun kuruluşuna katkıda bulundu ve 20 Ağustos 1937’de Ulusal Kadın Kongresi’nin bir parçası oldu. Aynı yılın Ekim ayında Barselona’da Mujeres Libres Kongresi’ne Guadalajara delegesi olarak katıldı. Mujeres Libres’te belirttiğine göre, İberya Devrimi’nin çifte bir kazanım olduğunu düşünüyordu; bu devrim, bir yandan sınıflı topluma karşı, diğer yandan ise erkek egemen topluma karşı bir zaferdi.

Savaşın sonunda Britanya’ya gitmek üzere 183 kişiyle beraber Alicante Limanı’ndan ayrıldı. 1939’da İngiltere’nin Holborn kentinde birçok farklı ülkeden anarşist kadınla birlikte bir kıyafet mağazası kurdu. Bu süreçte ve daha sonrasında İberya’daki anarşistlerle ilişkisini hiç bir zaman kesmedi ve Franco karşıtı tüm eylemlere katıldı.

1962’de, İspanya’dan sürgün edilmiş bir çok İspanyol anarşistle iletişime geçerek Mujeres Libres’i yeniden çıkardı. “Sürgünde Mujeres Libres” adında özel bir sayısını hazırladı. Bir çok farklı yere taşınmasının ardından Franco’nun ölümüyle İspanya’ya geri döndü. Dönüşünde tekrar CNT örgütlenmesi yapmaya, 1980’de ise Mujeres Libres’i yeniden kurmaya çalıştı. 94 yaşında, mücadeleye adadığı yaşamı sona erdi.

“Biz feminist değiliz, hiçbir zaman olmadık. Biz erkeklere karşı savaşmıyorduk. Biz birlikte çalışmaz ve mücadele etmezsek toplumsal devrimi başaramayız. Fakat bizim özgürlük için kendi öz-örgütlülüğümüzü yaratmamız gerekir.”

Maria Lacerda de Moura

Maria Lacerda de Moura 16 Mayıs 1887’de Brezilya’da doğdu. Kilise karşıtı düşüncelerini oluşturan ailesinin ona kattıkları özgür düşünce ve halk eğitimiydi. Maria bir öğretmen, bir yazar, bir gazeteci, bir mimar, bir şairdi. “Anarşizm” demediği zamanlarda bile, onun neyden bahsettiğini anlardınız. Her şeyini içine kattığı anarşizm inancı, ona göre “insanlığın kurtuluşunun parıltısıydı”.

Mücadeleyle tanışmasının ardından, eylemlerini destekleyen yoldaşı Carlos Ferreira de Moura ile evlendi.

1915’te bir kız çocuğu doğurdu ve kardeşinin oğlunu evlatlık aldılar. Bu sırada Maria kendisini tamamıyla mücadeleye adadı ve özgür dersler vermeye başladı. Bu deneyimlerinin ardından eğitimin insanın kişiliğini şekillendirdiği, kendi değerlerinden ve kimliğinden vazgeçmesi için zorladığını, davranışları terbiye ettiği kanaatine vardı. Farkına vardı ki; eğer dünyayı değiştirmek istiyorsa yalnız cehaletle mücadele etmek yetmez, sosyal devrimi yaratmak gerekiyordu.

1918’de toplumsal sorunları aşacak bir özgür eğitim çalışmasına girişti ve yazarlığa ilk adım olarak eğitim üzerine kitabını yazdı.

Sao Paulo’da Enternasyonal Kadın Federasyonu’nu ve savaş karşıtı kadınları kurdu. Buradaki bütün kadınlar eylemlerini bu bölgede örgütlüyor ve kadın direnişinin kazanmasını amaç olarak görüyordu.

Maria Lacerda de Moura 20 Mart 1944’te henüz 54 yaşındayken yaşamını yitirdi.

“Bir erkek, kadın özgürlüğü fikrini sevebilir fakat bunun pratiğinden hoşlanmaz. Sonuç olarak, başka kadınların özgürlüğünü isteyebilir, ama kendi karısını eve kilitler.”

Leah Feldman

1899’da Varşova’da doğdu.

1917’de Bolşeviklerin iktidara geçmesinin ardından yoldaşlarının çoğu Bolşeviklerin ya da Çarın ellerinde öldürülmüştü. Leah daha sonra Rusya’ya döndü. Burada Sovyetler tarihinin son ‘yasal’ anarşist toplanması olan; Kropotkin’in cenazesine katıldı.

Leah sonra Mahnovist hareketten etkilenerek Ukrayna’ya gitti ve burada harekete katıldı. Cephe gerisinde kıyafetlerin ve yemeklerin organizasyonu, yetimlerin doyurulması gibi işler yaptı. Mahnovistlerin Bolşevikler tarafından katledilmesinin ardından Ukrayna’yı terk etti.

Önce Paris’e sonrasında Londra’ya gitti. Farklı topraklarda anarşist hareketleri gözlemlemek istiyordu. Ardından Polonya ve Filistin’e gitti. Filistin’de birçoğu daha önce gittiği coğrafyalardan tanıdığı eski arkadaşlarıyla Filistin Anarşist Federasyonu’nun kurulmasını sağladı.

Alman denizcilerin 30’lu yıllardaki antifaşist direnişine ekonomik destek topladı. 1939 yılında Marie Goldberg ve Suceso Portales ile birlikte kurduğu bir giyim atölyesinde kendi üretimlerini yaptılar.

Ömrünün sonuna kadar bulunduğu her koşulda ve her yerde mücadeleyi sürdüren Leah’ı yoldaşları Büyükanne Mahnovist olarak bir ömür boyu anmayı sürdürdü.

“Çalıştığımız atölyede dünyanın her yerinden anarşist kadınlar vardı… Yunanca, Yiddiş, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, Katalanca… ayrıca dillerini bilmediğimiz iki Kıbrıslı, bir Yunan ve bir Türk kadınını da sayarsak, nasıl anlaştığımız bazılarına göre bir mucizeydi. Bana sorarsanız, kadınların nereden gelirse gelsin ortak bir dili yaratabileceklerinin resmiydi.”

Giliana Berneri

Giliana Berneri 5 Ekim 1919’da İtalya’nın Floransa şehrinde doğdu. Tıp ve psikiyatri eğitimi için gittiği Fransa’da, pediatri ve psikanaliz üzerine çalıştı. Fransa’daki anarşist hareketle son derece ilgili olan Berneri, 1930’larda Fransız Anarşist Federasyonu’na katılarak mücadele etmeye başladı.

Paris’te Sacco ve Vanzetti grubu içinde aktif bir militan olarak mücadele etti, bu grup daha sonraları Anarşist Federasyon içinde Kronştad grubu olarak anıldı. 1940’larda Fransa’da gözaltı kampında tutulan yoldaşı İtalyan anarşist Ernesto Bonomini için dayanışma kampanyaları örgütledi ve Amerika’da sürgündeyken ona destek oldu. Albert Camus ve Wilhelm Reich gibi entelektüellerle fikirlerini paylaştı ve çeşitli konularda konferanslar verdi. Aynı zamanda La Libertaria gazetesinde de hatırı sayılır makaleleri yayınlandı.

Fransız anarşist mücadelesinde aktif rol oynayan Berneri, 19 Temmuz 1998’de yaşamını yitirdi.

“Amacınızı gerçekleştirdiğinizde, kendinizin sahibi olursunuz… Bir kadın gerçekten ‘özgür bir kadın’ olduğunda, hayat binlerce kez daha güzel olur…

Ethel MacDonald

1909’da İskoçya’nın Motherwell şehrinde doğan Ethel MacDonald, 16 yaşında mücadeleyle tanıştı. 1931’de Guy Aldred ve Jany Patrick ile tanıştı ve üç yıl sonra Bağımsız İşçi Partisi’nden ayrıldı. Anti-parlementer Komünist Federasyon içerisinde aktif olarak yer aldı. Ardından Guy Aldred ile birlikte 1933’te Birleşik Toplumsal Hareket’i kurdu. Ethel MacDonald ve Jenny Patrick 1936’da İspanya’da savaş başladığında Birleşik Toplumsal Hareket’in temsilcileri olarak Barcelona’ya ve Madrid’e gittiler. İspanya’ya ulaştıklarında CNT radyosunda yapmaya başladıkları İngilizce yayınlar ve propaganda, halk tarafından oldukça fazla ilgi gördü.

1937 Mayıs İsyanları olarak anılan, yüzlerce kişinin katledildiği ve anarşistlerin evlerinde suikaste uğradığı süreçte yoldaşlarını polislere karşı savunurken, kendi yaşamını birçok defa riske attı. MacDonald, yoldaşının hapishanede gardiyanlar tarafından dövülerek katledilmesinin ardından yaptığı eylemler sırasında tutuklandı. Serbest bırakıldığında ise, İskoçya’ya kaçmadan önce bir süre Barselona’da saklandı.

İki ay sonra İskoçya’ya döndüğünde 300’e yakın kişi tarafından karşılandı. Daha sonra 2. Dünya Savaşı sırasında barış hareketleri içinde yer aldı. Daha sonra Guy Aldred’le The Strickland Press’i kurdular. 1958 yılında çeşitli sağlık sorunları yaşamaya başladı ve konuşma becerisini kaybetti. Mücadeleyle dolu geçen yaşamı, 1 Aralık 1960’ta son buldu.

Anarşizmin Dokumacısı: Teresa Claramunt

Teresa, 1862 yılında İspanya’nın Huesca, Barbastro bölgesinde doğdu. Doğumundan birkaç yıl sonra ailesi iş bulma umuduyla Barcelona’nın sanayi bölgelerinden Sabadell’e taşındı. Bir tekstil işçisi olarak dokumacılar ve eğiriciler arasında mücadeleye başladı. 1884’te özellikle Tárrida del Mármol’ün fikirlerinden etkilenerek Sabadell’de bir kadın örgütü kurdu. Zamanla tekstil işçileri arasında ajitasyonları, konuşmaları ve yazılarıyla bilinen bir devrimci haline geldi.

1898’de Liceo Operası’nın bombalanmasının ardından tutuklandı. Bu eylem bireysel bir eylem olmasına rağmen bütün anarşist harekete yönelen bir şiddet dalgasına bahane olarak kullanılmıştı. Teresa 1896’da da Cambios Nuevos bombası gerekçe gösterilerek -bu kez ilham kaynağı Tarrida ile birlikte- tutsak edilmişti.

Tutsaklığın ardından Fransa ve İngiltere’de iki yıl dokumacı olarak çalıştı. 1898’de Montjuich duruşmalarına karşı çalışma yürütmek için Barcelona’ya geri döndü. Cambios Nuevos bombasından sonra birçok anarşiste işkence uygulanmış, uzun hapis cezaları verilmiş ve 5’i katledilmişti.

1901 yılında sendikalist hareket içinde aktifleşmeye başladı. El Productor’un yayınlanmasında yer aldı. Bir yıl sonra metal işçileri arasında bir genel grev yayılmaya başladı. Örgütlediği tekstil işçileriyle beraber hem oraya katıldı, hem de başka grevler düzenledi. Sonrasında birçok propaganda turuna çıktı.

Konuşmacılığının yanında üretken de bir yazardı, İberya Devrimi’ne giden süreci ören dergilerde yazdı. Teresa’nın yazıları El Productor, El Rebelde, Tribuna Libre, El Productor Literario, El Porvenir del Obrero, Fraternidad, La Alarma, El Proletario, Buena Semilla isimli dergi ve gazetelerde yayınlandı.

Evi, dönemin genç anarşistleri Durruti, Ascaso ve Oliver için buluşma yeriydi. Deneyimi ve mücadelesiyle İberya devrimcilerinin en büyük ilham kaynaklarından biri oldu. 1929’da son mitingine katılmasından iki yıl sonra ise yaşamını yitirdi; cenazesine 50.000 kişi katıldı. İsmi, Falanjist devletin tüm baskılarına rağmen Barcelona’nın dokuzuncu bölgesindeki bir sokak isminde ve yüreklerimizde yaşamaya devam ediyor.

Faşizme Karşı Dimdik Duran Bir Kadın: Marie Louise Berneri

1 Mart 1918’de Floransa yakınlarındaki Arezzo bölgesinde dünyaya geldi. Tanınmış anarşistler Camillo ve Giovannia Berneri’nin kızıydı. Babası Camillo sosyalist bir mücadele geleneğinden geliyordu, 1920’li yıllarda anarşist mücadeleye katılmıştı. Mussolini iktidarı döneminde, 1926’da Fransa’ya sürgün edildi. Fransa, yavaş yavaş antifaşist mücadelenin merkezi haline geliyordu. Ailesindeki devrimci karakterlerden etkilenen Marie Louise, genç yaşta ailesiyle birlikte mücadeleye atıldı.

1930’ların ortasında Sorbonne Üniversitesi’nde Psikoloji okumaya başladı. Bir yandan da devrimci faaliyetlere yoğunlaşan Marie Louise, Luis Mercier Vega, S. Parane ve Ridel’le birlikte anarşist dergi Revision’ı yayınlamaya başladı.

İberya Devrimi’nin örgütlenmeye başlamasıyla beraber babası Camillo İspanya’ya gitti, Aragon cephesinde faşistlere karşı savaştı. Marie Louis de iki defa İspanya’ya gitti. 1937 yılının Mayıs ayında komünistlerin babasına düzenlediği suikastin ardından, son görevini yapmak için yoldaşının yanı başındaydı. Sonrasında İngiltere’ye döndü ve Vernon Richards’la yaşamını birleştirdi. Kardeşi Giliane, babasının katledilmesinin ardından mücadeleye daha sıkı bağlandı. Anneleri Giovanna ise 1920-30 yılları arasında gerçekleştirdiği antifaşist, anarşist faaliyetleri gerekçe gösterilerek Fransa devleti tarafından hapse atıldı. Savaş sona erene kadar tutsak edildi. İberya Devrimi kanla bastırıldıktan sonra yetimlerin ve göçmenlerin yaşaması için dayanışma kampanyaları organize etti.

1936’dan yaşamının son anına kadar Freedom Yayınevi’nden çıkan bütün yayınlarda onun imzası vardı. Devrimle ilgili yazılara yer verilen Spain and the World’ün maddi ve manevi en büyük destekçisi oldu. Burada Vernon Richards, Albert Meltzer, Tom Brown, Mr and Mrs Leach ve Sturgess’le beraber yazılar yazdı. 1939’da War Commentary’e yazılar yazdı ve savaş karşıtı propagandanın örgütleyicilerinden oldu. Savaştan sonra Revolt!’un yayın ekibinde yer aldı.

1948’de sıkıntılı bir hamilelik sürecinin ardından çocuğunu kaybetti. Bir yıl sonra 13 Nisan’da bir virüs enfeksiyonu sonucu yaşamını yitirdi. Zeki ve derin bir çalışma disiplinine sahip devrimci anarşist Marie Louis’in genç yaştaki (31) ölümü, yalnızca dostları ve yoldaşları için değil, tüm anarşist hareket için büyük bir trajediydi.

Bir Düşünce ve Eylem Kadını: Simone Weil

Ünlü Fransız felsefecisi ve anarşist Simone Weil, 3 Şubat 1909 tarihinde Paris’te doğdu. Yahudi kökenli olmasına rağmen agnostik bir ailede dini dogmalara maruz kalmadan büyüdü. On iki yaşında Antik Yunanca öğrenerek ileri düzeyde kitapları okuyabiliyordu.

Gençliğinde işçi hareketlerine sempati duymaya başladı. Önceleri kendini sosyalist olarak nitelendiriyordu. 1931 yılında felsefe öğretmeni oldu, işsizler ve grevdeki işçiler arasında da örgütleniyor, yerel eylemlere katılıyordu.

Stalin’e tepki duymasıyla başlayan yolculuğu anarşizme ulaşmasıyla daha da radikalleşmesini sağladı. 1934 yılında kullandığı özgürleştirici yöntemler otoriteler tarafından uygun bulunmadı ve öğretmenlikten uzaklaştırıldı. Fransa banliyölerinde Renault fabrikasında çalıştı. Buradaki yıllarında ağır koşullar altında çalışan Simone, neredeyse kazandığı tüm parayı işçi mücadelesine vermişti.

1936 yılında kötüye giden sağlık durumu ve öğretmenliğe geri dönme çabaları arasındaki umutsuzluk döneminde ortaya çıkan İberya Devrimi, onun yaşam enerjisini yeniden yükseltti. Durruti Birliği’ne katıldı ve özellikle cephe gerisinde yaralıların tedavisinden sosyal-kültürel faaliyetlere, eğitim çalışmalarına, yaşlı ve çocukların bakımına kadar birçok alanda devrimin inşası için çalıştı. Franco’nun iktidarı ele geçirmesinin ardından Fransa’ya dönen Simone, anti-faşist direniş hareketine destek vermiştir.

Dünyada anarşist kimliğinden ziyade felsefeci ve yazar olarak ün salmıştır. Mistik bir felsefeci olan Simone’un felsefesinde Platon, Kant ve Descartes etkisi hissedilir. Spinoza’dan da etkilendiğini, onun bağımsızlığı ve cesaretine hayranlık duyduğunu söylemiştir.

1943’te tüberküloz teşhisi konmasına rağmen siyasi faaliyetlerine ara vermemiş, direniş hareketi için çalışmaya devam etmiştir. Doktorlar ona çok yemek yemesi gerektiğini söylediğinde “işçiler ne kadar yemek yiyorsa ben de o kadar yiyeceğim” demiştir. Özel bir tedaviyi reddetmiş, 1943 Ağustosu’nda, 34 yaşındayken kalp yetmezliğinden yaşama veda etmiştir.